ezberlesin şimdi kuşlar adını
yeni efsaneler üretsin adımlarımız ürkek savaşçılara
ve dağlar esmer yalnızlığın hikayesini ıssızlığın ortasında
ibrahim’e selam yolla
çıkarsın bizi bu tuzak dolu cendereden
bir açık yaraydı işte yaşamak dediğin göğün altında
bir şiiri tutuşturan kalbin tam ortasında
bir hevesle sarıldığımız kurşun izleri anlatsın kehribar günleri
döndüğüm yer yine bu yer olacak
her şey bittiğinde
her şey bittiğinde bulutlu bir bayram sabahı tanla
guguk reçeliyle yuğacağız o vakit yüzümüzü
kuşlara selam söyle
aradığım adreslerde kimseler çıkmıyor
hep geç kalıyorum
falları tersine yoran kadın bunu bana anlatsın
üstümde bir çisentiyle dönüyorum akşamları eve
geceleri bir sayıklamayla yakalanıyorum şehirlere
rüyalarım ramak kala uçuyor ellerimden
gelip geçenler dinlesin ayak seslerini uğultulu camlardan
biri sana bunu da
alnını tutup kaldırsın
sesini parça parça dağıtsın kayalıkla
yakarak baş ağrılarını
özlemin sancısı gelip oturunca yüreğine
sonsuzluğun nefesi tutsun ellerinden
biri sana bunu
hangi kalemin yazgısıydı bilemem
arada bir bir ses bölüyordu rüyalarımı
yalnızca yanık buğday kokan tarlaların bildiği bir ses




