1972’de Karaçi-Pakistan’da doğdu. Büyüdü, ömrünü ilimle ördü, nöroloji uzmanı oldu, adı dev puntolarla yazılan birçok batılı üniversitenin teveccühünü kazandı. Öyle ki 144 fahri diploma aldı. Fakat çemberin dışında hareket ederek, insanları kimyasal saldırıların sonuçlarından koruyacak çalışmalar yapmaya başladı. Kocası projesini ABD’ye duyurarak ona ihanet etti, o çalışmalarını ABD’nin maddi tekliflerine rağmen satmadı. Fakat ABD maddi tekliflerle yetinmedi…
Afiyet Sıddıki hakkında çeşitli hikayeler var elimizde. Bir cami önünde yaralı olarak bulunduğu, yakalandığı iddia edilen tarihten çok önce ele geçirilerek Pakistan’da işkencelere maruz bırakıldığı ya da Pakistan güçlerinin kendisini ABD’ye sattığı gibi pek çok acı dolu senaryo. Ele geçirildiğinde karnında bulunan iki kurşun dahil 40 kilodan ibaret bir kadından söz ediyoruz. Bütün hikayelerin neticesinde ise ABD’de bir mahkemede ayakta durmakta zorlanan bir kadın çıkıyor karşımıza, 650 numaralı mahkum ya da.
Sıddıki’nin hikâyelerinin çok çeşitli olmasının sebebi büyük ihtimalle mühtedi gazeteci Yvonne Ridley’in çabaları sonucu ABD’nin alelacele bir mahkeme tiyatrosu hazırlayıp iddianameler uydurmasıdır. Öyle ki mahkemede hakkında yapılan iddialarda bu 1.63 metre boyundaki kadının ABD askerlerine saldırdığı ve bu sırada vurulduğu söylenecektir. Hayatını terörizme karşı proje geliştirmekle geçiren Sıddıki artık bir teröristtir.
Bu mümine bacımızın maalesef hikayesi anlattığımızın ötesinde burkuyor yüreklerimizi, Sıddıki’nin başına gelenler bilenlerin vicdanlarını kör bir bıçakla yaralıyor. Hakkında on yıllarca hapis cezası verilen ve ABD’nin 4 yıl boyunca kırmızı bültenle aradığı “dünyanın en çok aranılan kadını” ya da “El Kaide’nin kadın dehası” ünvanlı 3 çocuk annesi Sıddıki bir insanın katlanabileceğinin çok üzerinde işkenceye maruz kalıyor.
Kendisinden başka bir kadının daha bulunmadığı Afganistan’daki “kara site” lakaplı Bagram hava üssünde tutuklu bırakılan Sıddıki’ye çocuklarının çığlıkları dinletiliyor, onların yaralı fotoğrafları gösteriliyor ve hatta kendisine onların öldüğü söyleniyor.
ABD’nin zulmüne uğrayan bir başka Müslüman İngiliz asıllı Muazzam Begg’in günlüklerinde ismi geçmeyen fakat 650 Numaralı Mahkum kadın --sonradan Sıddıki olduğu anlaşılan -- tuvaletini dahi erkeklerin önünde yapmak zorunda bırakılıyordu. Çığlıkları tüm zindanı saran Sıddıki’nin hücresinin kitlenmediği, gardiyanların işkencesine ve başka mahkumların defalarca tecavüzüne maruz kaldığı da hakkında edinilen bilgiler arasında.
Sıddıki ise kendisine bütün bu şartlar altında yüzlerce sayfalık kimyasal/biyolojik silaha ilişkin planları yazdığını kabul etmek zorunda kalıyor.
Sıddıki konusu maalesef yeni değil; bizim birkaç paragrafta izah etmeye çalıştığımız, yazarken ve okurken içimizi sıkan, ciğerlerimizi söndüren, kalbimizi söken bu hikâyeyi Sıddıki yıllardır yaşıyor. Ummu'l Kura Üniversitesi’nde hakkında “Kurtarılması farzdır” fetvası verilen, birçok eyleme konu olan, defalarca gazetelerde yazılıp çizilen Sıddıki ile ilgili şimdiye kadar kat edilmiş bir katre yol dahi olmadı.
Hayattan alı konulan, türlü iftiraya maruz kalan, yakınlarının ihanetine uğrayan, çocuklarını ve ailesini görmekten mahrum bırakılan, mecalinin çok üzerinde bir işkenceye maruz kalan Afiyet için Rabbimiz katından bir kurtuluş niyaz ediyoruz.
ABD’nin rüya imparatorluğuna cüssesinin çok üzerinde bir korku salan Afiyet, tek bir Müslüman’ın bile ne derece etkili olabileceğini bize gösteriyor. Elde ettiği ilmi doğru bir bilgi zemininde değerlendiren ve Müslümanların maslahatına kullanan Afiyet, günden güne daha da fazla ilahlaştırılan Batı hegemonyasını tek başına yıkabilen bir figüre dönüştü. Rabbimizden ecrini vermesini temenni ediyoruz.




