Yarım Bardak Çay
TEMMUZ Sayı: 31 - Nisan 2019

O sabah, erkenden uyandım. Baktım kar yağıyor. Bu kar bana hiç sevinç vermiyor. İçimi bir sıkıntı sardı sormayın gitsin. Sanki bir yerden kötü bir haber mi alacaktım? Kahvaltı yaptıktan sonra paltomu giydim, hanıma “ben biraz dolaşacağım” dedim ve evden çıktım. Ey İbrahim dedim bu ayakların seni nereye götürecek. 41 yıldır bu şehirde oradan oraya koşturdum. Öğrencilik yıllarımda adeta süründüm. Bir yandan okuyor bir yandan çalışıyordum. Garsonluk, amelelik, pazarcılık yaptım, bürolarda çalıştım. Lise diplomam ve kimya diplomam elimdeydi. Bu sefer de daha başka telâşeler, çocuklar… Şimdi bir emekliyim ama kendimi çok yorgun hissediyorum.

Biraz yürüdükten sonra bir kahveye girdim. Bir masanın kenarına iliştim. Bir adam yerel bir gazete okuyordu. Adam gazetenin sayfasını çevirince beynimden vurulmuşa döndüm. Manşette; Cansel isimli bir kadının ikinci kocası tarafından on yerinden bıçaklanarak, hunharca öldürülüşü yazıyordu. Dondum kaldım, yarım bardak çay masada öylece kalakaldı. Çay masada soğuyacak, garson bardağı alıp götürecek, ya ben ne olacağım! 36 yıldır göremediğim, unutup gittiğim Cansel, ikinci kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmüş. Cansel, zavallı Cansel diye mırıldanarak kahveyi terk ettim.

O on bıçak darbesi sanki benim de kalbimi paramparça etmişti. Aşağılık adam. Zavallı Cansel, ilk kocasından mutsuzluktan boşanmıştı belki de, ikinci kocası olacak aşağılık katil acımasızca katletmişti Cansel’i. Bir bıçak işte boyuna oraya buraya saplanıp duruyordu. İşte o katil bıçak 1978’leri, 1981’leri, 1983’leri; dostluğu, arkadaşlığı, sohbet halkalarını, bir yaz ikindisinde parklarda içilen çayları, bütün bir kardeşliği katletmişti. Bütün bir geçmiş katledilmişti. “Ey İbrahim!” dedim kendime, şimdi bu çaresizlikle ne yapacaksın? Porsuk nehri -14 derecede donmuş, şimdi sen ne yapacaksın? Cansel’i hangi mezarlığa gömeceksin? Ya Cansel’in çocukları… Onlar şimdi ne yapıyorlar? Trenler şehri terk ederken, yerler buz tutmuşken, annelerinin tabutu musalla taşında öylece beklerken… Cansel’in çocukları ne yapıyorlar? Şehirde bir gün daha akşam olacak. Tramvaylar, otobüsler, minibüsler, otomobiller bir karanlığa doğru yol alacak, sonra sabah olacak. Çocukların gözyaşları bir sel olacak, bir nehir olacak, sonra bir rüzgâr annelerinin tabutunu mezarlığa yerleştirecek. Uzun yıllar sonra ben de Cansel için gözyaşları dökeceğim. Şimdi önümde yürüyen Cansel’in hayali mi? Cansel’in elinde iktisat, işletme kitapları. Söğüt ağaçları, kurşuni bulutlar, bir yokuştan aşağıya yürümek. Kader bizi nerede bulursa, mutlaka yağmurlar yağacak, ağaçlar açacak… Genç bir kadın çektiği onca acıdan sonra taze bir mezara konulacak.

1981’deki güzel Cansel, 1983’te ki güzel Cansel! Her şey bir rüya sanki… En son 1983’te bir bankanın önünde görmüştüm. Kıştı ve açık sarı bir mantosu vardı. 36 yıldır sanki çöl seraplarına karışmıştı Cansel. Ben de dünyevi koşuşturmalardan Cansel’i unutup gitmiştim. Okulda bülbül gibi şakıyan ben Cansel’i görünce tutulup kalıyordum. Bir sefer olsun ”Nasılsın Cansel?” ya da “Bugün çok güzelsin Cansel.” diyemedim. Allah’ım ne hikmetse tutulup kalıyordum. Sadece Cansel’e uzaktan bakıyordum. Her şey bitti. Akademinin bahçesi, sınavlar, ders notları, finaller… Hepsi geçmişin karanlığına gömüldü. O yıllar bir daha hiç gelmeyecek. Cansel mezarında uzun bir uykuya dalacak. Ben şehirdeki bütün bıçakları toprağa gömecek, yeni bir karın yağmasını bekleyeceğim.

Kar yağsın Allah’ım! Kar mezarları kapatsın. Bütün ölüler mezarlarında rahat uyusun. Çocuklar çığlıklar atarak kartopu oynasınlar, kardan adam yapsınlar. O gün bütün kitaplar çantalarında kalsın. Bir ölü sinek gökyüzünde savrulsun. Cansel mezarında dirilsin, Cansel, çok susadım gel şu çeşmeden su içelim diyeyim. Cansel önce gökyüzüne sonra mavi kırmızı kelebeklere baksın, bana gülümsesin. Şehirden uzaklaştıkça uzaklaşalım. Karlar erisin, bahar gelsin, güneş batıya yönelsin. Ben “bugün çok güzelsin Cansel” diyeyim, “sen bütün bahar çiçeklerinden daha güzelsin” diye haykırayım. Sesim yankılansın uğultulara dönüşsün. Bir çocuk “Çok üzgün görünüyorsun İbrahim Amca.” desin. Bir anda sokakta yürüdüğümü fark edeyim. Bir sokak, bütün köşe başları acılarla, mutsuzluklarla kuşatılmış, bir sokak…

Davut Güner Arşivi