ün sarıydı ve sararıyordu tarlalarda bütün vakitler
Tırpanını dişeyliyordu esmer bir amca
Ölümle kalımı vuruşturuyordu dişeylerinde
Hüzün makamında bir eylül günü
Bir ağacın dibinde buldum sözleri çoğu
Sessizlik içre gürül gürül akan ırmaklarda
Konuşur buldum kendimi çıvgınlarla
Kanaviçe dağlar ve bitimsiz bir gün doğumu
Sararan bir yaprakla düşmeye yakın ömür
Bir kuşun sesinden yankılanan
Uzak ülke hatıraları değildir yaşamak dediğin
Boşluk pusuda ve göğsümde yeşeren ormanlar
Giderken anlarsın güzel bir şeydir bu
Dönecek bir yerin vardır ve yaslanacak bir omzun
Yaslandıkça dirilen gecikmiş hayallerin
Toprak yol ve çocukluk ve ölüm bile güzeldir artık
Bir eylül günü yakama iliştirilmiş bir güz gülü bahçelerde marşlar payımıza düşeni vuruyor yüzümüze
Suskuya amade her yanım tenha
Bir güz esintisi işte tam şuramda dev kayalarla çarpıştıran beni
Mıhlanmış gözlerle namluya veren sözleri bir tek kırmada
Sözler dokunduğu yerden deliyor yüreği
Hepsi hepsi bir sonbahar işte kalbim parçalanıyor
Düşecek gibi ateşler içre
Dağlar yerinden oynuyor ve yer kalmıyor kimseye misafir odalarında
Toprağa yakın suya uzak
Kılavuzunu kaybetmiş bir kuş sürüsünün içinde kendimi öylece
Dilimde kalanların ardından söylenen o kesik türküler
Kekik kokuları ve menekşeler arasında uzak kederler
Üzerime çullanan eve dönme şarkıları
Üzerime çullanan eşyalar maviye çalan çoğu
Hep aynı renkte aynı tende
İçimde doğunun bütün meselleri
İçimde unutulmuş yaz masalları başımdan geçen
Göç yollarında söylenmiş
Kazanmış sayılmaz çoğalmış olan bunu iyi bilir bir zaman
Dünyayı ayaklarının altında ezenler
İşte böyle bir eylül günü eskimiş aynalarda eskimeyen yüzler
Aksırdım öksürdüm bağırdım naralar attım
Da gidip bir ulu çınarın dibinde buldum kendimi
Eylüldü ve ben hazır değildim
Hazır değildi bavulumuz şarkılar acımasızdı
Savunabilir değildim kirpiklerime konan kuşkularımı
Kör kuyuların kör sancılarını üzerimden atmaya
Hazır değildim iyi günler üzere yaşamaya
Bir yaprakla omuz omuza rüzgârı arkama alıp gitmeye
Uzun bir yol vardı önümde uzun bir çarşı
Geçmem gereken içinden
Hazır değildim kürdili hicazkâr bir şarkıyı söylemeye
Hazır değildi demir attığım limanlar yeni bir gemiyi uğurlamaya
Uzun ve dalgın bakacağım gözler vardı henüz
Bitimsiz hülyalarım kuşlarla havalanacak gökyüzüne
Havalanıyoruz
Büyülenmiş şarkılar içre göç yollarında
Böyle mütemadiyen umarsız
Böyle mütemadiyen belalı
Üstümde katar katar turnalar yıldız yıldız gözlerim
Eski bir han odasında ulular ve dervişler
Aşkla revan eden yolcuyu yola
Mevsim dansa kaldırıyor saçlarım ahenkli
Bezgin tren yolu coğrafya inceltiyor ruhumu
Öpüp kokluyorum toprağı
Sarıp sarmalanıyorum yapraklara
Ey tanrım gök yarılsa da karışsam yağmurlara
Eylüllerde götür götüreceksen beni
