İbn-i Said’in Hikâyatı
TEMMUZ Sayı: 31 - Nisan 2019

Sömürgeciler ve onlarla ağız birliği eden okumuşlar tarafından “Yeni Dünya” olarak nitelenen Amerika kıtası, birçok özelliğinin yanında uçsuz bucaksız bir zulüm, acı, gözyaşı ve kan atlasıdır şüphesiz. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen ve kıtanın yerli halklarını kesintisiz bir soykırımla yok olmanın eşiğine getiren istilacılar; daha sonraki yıllarda, çeşitli işlerde çalıştırmak, aynı zamanda yeni bir kazanç yolu ve metaı edinmek amacıyla etkileri günümüze kadar ulaşan “köle ticareti”ni hem bu kıtada hem de dünyanın dört bir yanında örgütlü ve süreğen bir şekilde dolaşıma soktular. Bu küresel zulmün Amerika ayağı, önemli ölçüde, Afrika’yı üs edinmişti. “Kara kıta” denen ve âdeta bir köle deposu olarak görülen Afrika’nın çeşitli ülkelerinden binlerce, yüz binlerce insan, yerli işbirlikçilerin ve tüccarların da desteğiyle, büyük zorluklar içinde “beyaz adam”ın yeni topraklarına taşındı. İşte bu kölelerin arasında azımsanmayacak sayıda Müslüman da vardı.

Müslüman köleler, hem yaşamak hem de inançlarını güçleri yettiğince ayakta tutmak için büyük bir gayret gösterdiler. Bazı yollar ve fırsatlar arayarak namaz kılmaya, oruç tutmaya, dua etmeye, Kur’an surelerini unutmamaya, dinî ve etnik özelliklerini yitirmemeye, evlenip çocukları olduğunda Müslümanlara ait isimleri kullanmaya çalıştılar. Üzerinde pek durulmamakla birlikte etkili ve ilginç bir direnç gösteren bu insanlar, bilhassa ilk zamanlarda, başka inançlara mensup bazı kölelerin Müslüman olmasına da aracılık ettiler. Kimi zaman zorba sahiplerine başkaldırdılar, tutuldukları yerlerden kaçmaya çalıştılar, çeşitli ayaklanmalarda öncü bir rol üstlendiler. Fakat iletişimin çok sınırlı olması, kitabî ve etkileşime açık bir hayatın tanzim edilememesi, Hıristiyanlık propagandasının bezdirecek boyutlara ulaşması, kendilerini geliştirebilecekleri mâbet ve mekânlara izin verilmemesi, yanında çalıştıkları ailelerin dinî ve kültürel telkinlerinin bunaltıcı hâle gelmesi gibi nedenlerle özgün ve muhkem bir yaşayış formu geliştiremediler. Üstüne titredikleri bazı ayrıntıları yaşatıp sürdürmede şaşırtıcı bir hüner sergileseler de zamanla başka din ve kültürlerden etkilenmiş, fazlasıyla karmaşık bir görünüm kazanmış melez bir yapı ortaya çıktı. Zorlu süreçlerde ve modern dönemlerde hem sayıları oldukça azaldı hem de torunları onlar kadar güçlü bir hassasiyet ve bilinç taşımaktan uzaklaştı. Köle tacirleri ve sahipleri de bir kısmı okuryazar hatta âlim olan; gururları, yaşama üslupları ve iş görmedeki becerileriyle diğer kölelerden aslında kolaylıkla ayırt edilebilen bu Müslümanlara yeterli ilgi ve ehemmiyeti göstermediler, onlarla ilgili kayıtlarında özensiz ve cimri davrandılar. Bu eksiklik, kırk yıl öncesine kadar, akademik çalışmalara da yansımıştı. Özellikle ABD’nin kuruluş yıllarında ve iç savaş döneminde yaşayan kölelerle ilgili detaylı, mukayeseli ve derinlikli çalışmalara ihtiyaç duyulduğu konuyla ilgilenen çevreler ve akademisyenler tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.

Bu kitabın merkezinde, Ömer İbn-i Said adlı Müslüman bir köle var. 1770-1863 yılları arasında yaşayan İbn-i Said, otuzlu yaşlarının sonlarına doğru, köle tüccarlarınca gerçekleştirilen büyük bir katliamın ardından, bilge ve sevilen bir adam olarak yaşadığı Senegal’deki köyünden zorla alınıp Güney Karolina’ya getirildi. Eziyetlerle dolu bir yolculuğun ardından, kendi ifadesiyle “Allah korkusu olmayan kötü bir kâfir”e satıldı. Eziyet gördü. Kaçıp bir kilisede saklandı. Yakalanıp hapse atıldı. Hapishane masraflarını karşılasın diye başka insanlara satıldı. Yıllarca memleketine, dinine, inançlarına olan bağlılığını ve anılarını muhafaza etmeye çalıştı. Hep kurtulma umuduyla yaşadı fakat bu emeline kavuşamadan Amerika’da öldü.

Uzun bir hayat süren Ömer İbn-i Said; altmış yaşını geçtikten sonra, 1830’lu yıllarda kendi sözleriyle kendi tecrübelerini, anılarını kaleme aldı. Arapça yazılan; kısa bilgi, tespit ve anektotlar içeren bu sıra dışı eser; daha sonra başka yazılar da kaleme alan İbn-i Said’in ardında bıraktığı çok nadir bir el yazmasıydı. Yazılışından bir süre sonra, bazı tahrif yahut yer yer hatalı aktarımlarla İngilizceye de çevrilen eser, günümüze gelen tek Müslüman Amerikalı köle otobiyografisidir.

Daha önce Davidson Üniversitesinde bu lunan ve neredeyse iki asrı geride bırakan bu kıymetli yazma, geçtiğimiz günlerde ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınınca tekrar gündeme geldi ve yeniden ciddi bir ilgiyle karşılandı. Biz bu kitapta, ABD Kongre Kütüphanesindeki orijinal Arapça metnin kopyasını esas aldık. Necmi Küçük imzasını taşıyan bu çeviride, yazmaya ait sayfaların kopyalarına da yer verdik. Kitabın sonuna; konuya ilgi duyanlara kolaylık sağlaması ve kıyaslama imkânı sunması için, yazmanın ilk İngilizce çevirilerinden biri olan, Isaac Bird imzasını taşıyan ve tahminen 1864’te tamamlanan İngilizce metni de koyduk.

Köleliğin tarihi ve çeşitli alanlardaki yansımalarıyla ilgili bilimsel çalışmaların yanında “köle edebiyatı” olarak adlandırılan farklı bir tür de fazlasıyla dikkat çekmekte ve son yıllarda ciddi bir birikime ulaşmaktadır. Ömer İbn-i Said’in, bir Müslüman köle tarafından kaleme alınmış biricik eser olma özelliği taşıyan el yazması da hiç kuşku yok ki bu toplam içinde kurucu bir role, müstesna bir yere sahiptir. Yaptığımız tarama ve araştırmalar neticesinde, bu küçük fakat çok kıymetli otobiyografi hakkında çeşitli incelemeler yapıldığını gördük. Bunlar arasında ayrı bir değeri olan ve söz konusu yazmayı âdeta kelime kelime inceleyen, konuyla ilgili yanlış kanaatleri tek tek vurgulayan, zeki ve tahsilli bir kişi olan Ömer İbn-i Said’in metne çeşitli işaretler, müphem sözler, yüksek bir dikkat ve anlam eşiği isteyen vurgular serpirtirdiğini ima eden, onun Hristiyan olduğuna yönelik yorumları sorgulayıp boşa çıkaran bir değerlendirme özellikle dikkatimizi çekti. San Diego Devlet Üniversitesinde çalışan Ghada Osman ile Kaliforniya Üniversitesinden Camille F. Forbes’in birlikte yazdıkları ve ilk kez 2004 yılında yayımladıkları “Arapça Bir Batı Tasviri: Ömer İbni Said’in Kölelik Hikâyesi” başlıklı bu makaleye de kitabımızda yer verdik. Otobiyografinin titiz ve göz açıcı bir çözümlemesini örnekleyen bu çalışmayı, Hakan Demirhan tercüme etti.

Kitabın en başına da Amerika kıtasındaki köle(ci)liği geniş bir arka plan eşliğinde yoklayan, bu meselenin Afrika ayağına özellikle dikkat çeken, tarih ile coğrafyayı birlikte hareketlendirerek dikkat çekici çıkarımlara ulaşan, konuyla ilgili çeşitli kaynakların, verilerin ve mülakatların genel bir değerlendirmesini sunan; müslüman kölelerin özellikle Amerika’nın kuruluş ve iç savaş yıllarındaki durumuna ışıklar düşüren kılavuz mahiyetinde bir makaleyi aldık. New York Üniversitesi akademisyenlerinden Michael A. Gomez’in imzasını taşıyan, konuya dair genel bir çerçeve çizen 1994 tarihli bu makaleyi de “Amerika’nın İlk Yıllarında Müslümanlar” başlığıyla yine Hakan Demirhan dilimize aktardı.

Temmuz Arşivi