en güzel görünüşü bu sarı buğday başaklarının
gün ortası terleyen alınlarda şaha kalkmış buram buram
temmuz konmuş dudaklarda bir ab-ı hayat
yüzlerine temre düşmüş çocukların haklıca övüncü
dirgeni omzuna atmış gölgesinde oturduğu babaları
bir yıldızın uyanması gibi geceden ve kıştan gelen
dudağında ıslıkla buğdayları biçecek sabah erkenden
uzun ve kıvrımlı sarı çamurlu yolların sonu bu
boydan boya geçerek ırmakları taşları oyarak
baharı görmüş ayazı tatmış karı sırtlanmış
çileyi düğümlemiş ilmek ilmek alınlarına
dağlar bir şenliği kuşanır şafakla şimdi
kavruk yüzlerden devşirilir deste deste gül
alı al moru mor el işi oyalı mendil azıkları genç kızların
dilimizdeki o türkü yüreğimizdeki ince sızı
dilimizdeki o uzun cümle kabarık göğüs
eve dönen mutlu adam nasır tutmuş öpülesi elleri
tez elden gider de tarlaya dönmez gün batmadan
koca bir kahraman o
bütün zamanların katmanlarında sabırla bekleyen
ve galiptir ilk kez bu iflah olmaz mağluplar
yoksulluğun can alan kemendine karşı
yaz bir şiiri ağırlar böğründe rengarenk
sırtını rüzgar sıvazlamış altın sarısı saçlar dolanır bele
görmekten sakınmam bileğe dolanan bir bileziktir bu
karanlığı dağılır taş duvarlı evlerde çocukların
yaşamak tutkusu konar anaların omuzlarına
parmakları açılır önünden dağılır başlarından bulutlar
anlamlı bir düstur olarak sıkışır ellerine sarı buğday başakları
ve yaz bir muştuyu ağırlar böğründe en çok
saadet gürültüsüz bir yağmur olarak yağar çorak topraklara
bir şarkı tutturur suskun dağ başları nicedir sırasını bekleyen
çoğalan sular gibi yokuş aşağı istekle yürünen
körüklenmiş ateşle tüttüren ocak başlarını
feri gitmiş bütün gözleri şavkıtan
sarı buğday başakları çatlayan bir tohumun devinimi
kim alıkoyabilir söylesene onu şimdi kim
ayak uydurarak kuşlara
ayak uydurarak rüzgara
şose yolun kıvrımlarında solgun bir çocuğu koşmaktan
