Hayra davet eden o sakınımsız yeşil
Hikmetinden sual olunmaz tanrım hakiki bir cümle
En kavisinden mahkemeler kurulmadan şehrin meydanına
göğsüme saplanan ünlemler için.
Müteşekkir kalayım mavi gök ve bağışlar ve genişlemiş sadrım için
Alnıma yazılsın Ali’nin destanı şehrim Maraş
Şehrim boy verdiği caddelerinde soylu paklığım
Ali babasının en tekinsiz evladı
Şükrü çoğaltıyor dilinde ayağı çarıksız günlerinde
Bir değil kırk kuş havalanıyor kırk deli kırk âşık
Etekleri suya değiyor yetmişinde bir çınar eşliğinde
‘ikra’ denince Ebabiller süslüyor göğünü
elçiyi mihmandar kılıyor kendine eprimiş hayatlar
Derdini söyleyince yükünü hafifletiyor
Sabrediyor böğrüne saplanan kızıl akşamlara
“Acıların acılarımdır ey kardeşim” diyor ve yeni acılar buluyor
acıları bittiğinde
İrfanı biliyor hikmete ram oluyor
iki uçurum arasında
Her şeyin kanayarak geçtiğine inanıyor
Çoğaltamadığı sesler bölüyor uykularını en çok
Salt iyiliğe değil tertemiz kelimeler vadediyor bütün
kendine yabancı mücrimlere de
Doygun bir gülüştür kalkan oturduğu sofralardan
Dokunduğunda omzunuz omzuna
en mavisinden bir karanfil konduruyor yakanıza
Şehir uzak şarkı uzaktı sabırsızca bekledi günleri
İnsanlığı merhamette merhameti insafta
insafı sevmede buldu
Herkesin konuştuğu yerde o söyleyecek söz bulamadı
Kaygısından başka delili yoktu yaşadığının
Beklenen bir sevgilidir surat astığında bahar gülleri
zemheri soğuğu gibi
Herkese gitmek yaraştığında ona susmak
Oysa anlatacak ne çok şeyi vardı kimse bilmedi
Kimse bilmedi dünyayı terkine bağlayıp gittiğini


