en kirli taşlara düşsün yağmurlar
sular durulsun ve ben kıvrıla kıvrıla gideyim
kurtulsun eskimiş ahşaplarda bir bunamış gibi
oturmaktan ihtiyar adamlar
gülgün bir baharı karşılasın
güneşi alınlarında taşıyan münzeviler
dökülen bir sırrı toplasın yârin bahçesinden
avucunda bir gül yetiştirenler
ah bana biraz su
kışı çıkaracak dilimdeki peltekliği giderecek
ağaç yaprakları hışırdayınca kalbe sökün edecek
pıtırcık kuşları eleğimsağma yağmurlar
sayha sayha düşecek
parasız yatılının izbe koridorlarına
ah bana biraz su
sanrıları ateşe verip
mavileri dolduracak avuçlarıma
ah kuzum sıkça gel bize
uykuları kovalasın havariler
yaz gelmiş gibi havalansın turnalar
senin derdin benim derdim olsun
bir aşk sancısı gelip otursun otağımıza
akşamın alacası yıkasın balkıta balkıta kalpleri
destanını bülbüller yazsın
doru taylar terkinde götürsün dağlara sevdiceğimizi
ah kuzum gelirsen saklanacak yerimiz kalmaz
dilimizde kırk leke
mendilimizde kan izleri
bilmem kaç kez ısırılmış aynı delikten
göğsümüzde türedi tanrılar aya karşı
kuzum daha sıkça gel bize
gelirsen suyun akışı değişecek
belki inkılabı muştulayacak
boşluğa söylediğimiz türküler

