Beyazperdedeki Karatahta
TEMMUZ Sayı: 31 - Nisan 2019

Sinema filmleri üzerinden, modern dünyaya özgü niyet ve bakışlarla örülmüş birçok kavramı, nesneyi, kişiliği ve eğilimi okumak, yorumlamak mümkün şüphesiz.

Bekir Birbiçer de “modern eğitim / okul sistemi”ni eleştirel bir bakışla tahlil, tarif ve hatta arka plandaki politik pusuları açığa çıkararak tahrip etmek için yöneliyor eğitim temalı filmlere. Malzemesi, dikkati ve gözler önüne serdiği örnekleri açısından oldukça kıymetli, sıra dışı bir çalışma “Beyazperde Karatahta”.

Arka kapak yazısını Ali Aydın’ın, Önsöz’ünü Abdülbaki Değer’in kaleme aldığı eser; kılavuz mahiyetinde bir Giriş yazısıyla açılıyor. Önemli, göz açıcı ve yerinde sorularla konuyu kurcalayan yazar, Batı menşeli modern eğitim sisteminin tarihî serencamına ve arka planına dair bir özet veriyor önce. “Çocuk” ve “çocukluk” hakkındaki kısa tespitlerin ardından, Türk eğitim sistemine de çeşitli atıflar ve eleştiriler geliyor ilerleyen satırlarda. Giriş yazısındaki “Neden Eğitim Temalı Filmler?” ara başlığı, çalışmanın amacını ve mahiyetini kavramamızı kolaylaştıran tespitler içeriyor:

“Elinizdeki bu çalışma da bir bilme, görme çabası esasında. Farklı ülke, dil ve kültürlerde üretilmiş, çoğunluğu eğitim ortamlarında çekilmiş, öğretmeni, öğrenciyi ve genel olarak da eğitim sistemini merkeze alan yapımları mercek altına alıp değerlendirdik.”

Kendisi de bir eğitimci olan Birbiçer; dünya sinemasının eğitim konusuyla ilgili olarak açtığı, aralık bıraktığı yahut açıyor gibi yapıp kapattığı pencereleri gösteriyor okuyucuya. Bu alanda, her geçen gün biraz daha çeşitlenen geniş bir görüş ve yaklaşım yelpazesini dikkatimize sunuyor.

Toplam yirmi film hakkında değerlendirme yapılıyor kitapta. Bu bağlamda, yine bir dikkat eşiği gözetiliyor bu filmlerle ilgili olarak:

“Bu yönüyle baktığımızda değerlendirdiğimiz yirmi filmin büyük çoğunluğu sisteme eleştirel gözle yaklaşan filmlerden oluşuyor. Bunu, çok az bir kısmı cesur ve özgüvenli bir dille, bazısı kapalı ve tali yönlerine dikkat çekerek yaparken, mevcut sistemin yanında yer alan, tutkuyla sahiplenen filmler olduğunu da gördük.”

Yapısal bir nitelik kazanan, kendini sınırlandırmayan, sert politik blokajlardan sıyrılan, geniş ve işlek bir perspektifi öne çıkaran okuma/değerlendirmelerin sayısının fazla olmadığını belirtiyor yazar. Eleştirellik içerdiği kabul edilen bazı örneklerin bile, dikkatlice bakıldığında, kapalı yahut utangaç bir eda ile söz aldıklarını yahut kendilerini kuşatan dış aktörler tarafından bir şekilde dönüştürüldüklerini, evcilleştirildiklerini vurguluyor.

Gerçek niyeti ya da asıl yapıyı sorgulamakta ürkek ve korkak davranan, sistemin üzerine kurulduğu temelleri sarsmaktan da ister istemez uzak kalan bu yaklaşım; aksayan kimi unsurlara temas etmekle yetinen, dolayısıyla son çözümlemede mevcudu restore etmeye yönelen güdük, çelimsiz bir çevrime hapsoluyor. Bu konuda da bir tür “muhafazakârlık” devreye giriyor yani. Derin ve çetrefilli sorunlar, lokal eleştirilerle ve gelgeç tedbirlere yönelik göndermelerle göz ardı ediliyor aslında. Basitleştiriliyor, sulandırılıyor; her şeyin üzerine yıkıldığı bir günah keçisi bulunarak kamu vicdanı rahatlatılmaya çalışılıyor.

Zor şartlar altında çitleri aşan bazı “harika öğrenciler” ya da izleyici duygulandırmada hünerli bazı “kahraman öğretmenler” dolaşıma sokularak; biçimlendirici ve zemin oluşturucu anlayışa, mayınlarla dolu yapıya, bir felsefeye kavuşmuş hinliklerden asla azade olmayan temel yaklaşıma ait ciddi ve köklü sorunlar, marazlar atlanmış, sağaltılmış oluyor. Etkileyici biyografi, çürümüş sistemin üstüne kapaklanarak yanıltıcı mesaj ve kanaatlere yaygınlık kazandırılıyor aslında.

Kopma, Half Nelson, Kaptan Fantastik, Karatahta, İki Dil Bir Bavul, Sevgili Öğretmenim, Birinci Sınıf, Muhteşem Münazaracılar, İmparatorlar Kulübü, Dalga; kitapta üzerinde durulan filmlerden bazıları. Yazılardan önce, filmlerin afişleri de konmuş kitaba. Ayrıca, yazı içerisine serpiştirilmiş film karelerine ve filmlerden alınmış cümlelere, diyaloglara da zaman zaman yer verildiğini görüyoruz.

Kimi zaman bütünlüklü bir şekilde kim zaman da mevzuya yedirilerek filmlerin konusunu da özetliyor Bekir Birbiçer. Gerektiği kadar teknik bilgi ve ele alınan filmle ilgili çeşitli anekdotlar da aktarıyor sırasında. Yazıların sonunda da genellikle kısa, özlü bir yorum yer alıyor.

Hem “uydum kalabalığa” mantığıyla, kolaycılığıyla yetinmeyen öğrenci, eğitimci ve ebeveynlerin hem de eğitim ve sinema ile yakından ilgilenenlerin okuması gereken önemli ve tematik bir kitap var karşımızda. Modern eğitim sisteminin soy kütüğüne dair hafızayı, sinema eşliğinde ve alışık olmadığımız bir tarzda gözler önüne seriyor Bekir Birbiçer.

Sadece verili bir şekilde bulduğumuz, bir parçası olduğumuz ve içinde dönendiğimiz “tezgâhtan geçme” biçimlerini değil; o boğucu ve buyurgan “tezgâh”ın bizzat kendisini ve niyetler manzumesini sorgulamamız gerektiğini de söylüyor bize. Karatahtaya düşen de beyazperdeye yansıyan da o kadar basit, masum ve bir çırpıda kavranabilir değil zira.


Bekir Birbiçer, Beyazperde Karatahta / Modern Okul Sistemine Eleştirel Bir Bakış, Maarif Mektepleri, Ankara 2007, 220 s.

Ali Emre Arşivi