sesimin dışa dönük yanı o şehir
ıslak seslerine tutunarak yürüdüğüm çocukluğumun
eylül günlerinin içimde şavkıyan sarımtırak yalnızlığı
soğuk dudaklarımda ıscak kelimeler dirilten daima
ihtimallerden geçip tedbirsizlikle kalabildiğimiz ölüme
maviye bürünmüş bir ölüm
taze bir serinlik konduran dilimizin ucuna
telaşlı mevsimleri geride bırakıp telaşsız bir zaman dilimi sunan bize
hayretimi al ve düşürme beni bu hayret makamından ey
çiçekli ve rüzgarlı sabahlarda bir saflık içimizde
yenilgiyi unutturan ve umudu taçlandıran içimizde
cüz’den vazgeçip küll’e döküldüğümüz cüz cüz
dökülüp tel tel kendimizi bulduğumuz bir ayinin kendisi
hiçliğin arifesindeyken tutup kaldıran ipeksi bir dokunuş
kendimizi gördüğümüz boy boy dev bir ayna
İlahi bir soluğun sonsuz ihtişamı o şehir
dünde yiten değil dünde başlayan bileklerimde o kesikler
coğrafya defterinin arkasında bir şiirdir Leyla
açık ara bir ceylan gibi koştuğum peşinden
açık ara geçişim başımda kavak yeli gençliğimden
gümüş atlara binip kayboluşum bulutlarda
neşter vurulmuş yaralarımıza açık bir şifa
göğe çekip yerle bir eden bizi
bir yağmurla deviren bir yağmurla uçuran bir yağmurla yıkayan
saçlarımızı rüzgarla uçuran kızılırmak
yüzümüzü doğuya döndüren yüzü Halik’a yüzü toprağa döndüren
uzun bir türküyü dinlettiren kalbe dokunan bir ağrı
kıyama kaldırıp rükua eğdiren sücuda vardıran
düştüğümüz yerden doğrultan bizi
ey içimize doğan aydınlıklar ülkesi
bir cumartesi tezgahlara serpilmiş hırpani yüzleri toplatan
içimizde bir fatiha fethin mübini kapılar aralayan
sesinden bir merdiven kurduğumuz göğe sevgili
bir dirim muştusu bir sabah ferahlığı homurtular çağında
örtüyü aralayıp kıyama kaldıran tek bir nefestir yaşamak böylesi
olmakla olmamak arasındaki ayırdımda göğün meşalesini tutuşturan elimize
iki ayet arası o yaşamak hızırla gelen güne
yılgınlığı belinden kırıp bir şiiri başlatan içimizde
bir çağrıyı çağıran en hakikisinden kuşların
en güzel besmeledir uyandığımız sabahlar ey sevgili

