meşakkatini sarındın bir yoldan mesaj ilen
yumrulanıp bir sütun çağına
ve onlara özgü kocamış kuşların
saman doldurulmuş korkuluk yüzüne
boyanmış taranmış bir korkudan
savrulduğu mey yapısıyla
-salınsın ha bir çocuk rüyası
demetlik olsun geniş bahçene
bir küçük çiçek bölümüne
arılar seslerle gelsin hiç görünmesin
sırrını yüzüme sesinle şerbetlesin
artık alınsın uzaklığa dalgası ve çinisi
ve cağlıklarda üşüyen gençliği annelerin
belki bu zamanın köpük saçılı emayelerde
kavgalı iç odalarda
bacak kaldırıp düşünen heykel ıslağı
bir yerinden bozmuştur onu yağmur
ki biz onu artık öyle biliriz
aziz bir el dokunur kıyına uzanmış başlara
o saat cansızlık nişaneleri ver düşkünlerin
en unuttuğu bir dünyalığa
örülmesi mümkün her ne varsa
tutunup ıslağın
o ipi geren
o şişirip çözülmez eden sesine
kulak ver
ver ki gayb suları bahçene başka bir anlamla aksın
gözler yuvası ve talaş çuvalında
ilk teşhis kadavrasını
ölülerin balosunda kavalyen etmesin
gel yürüme vaktidir
gel kızgın adımlarla
ayak izlerinin kolayca çökerttiği
ve çaşıt gözeleri tonozlarla tıkanan
bir daha tıka gözyaşlarının doğduğu yeri
gel ölümden sonra yürüme vaktidir
gel her şey bitti demeden
bu en hüzünlü neşedir
gel leyl vaktidir
o günkü gülüşünü al yüzüne
umut edilene varmakla biten umudun
o bekleyişine -o güne
hani gümüş bulutların yeşil eridiği yerde
o gülümseyen her şeye
öylece gülümse
çünkü sana
pencerendeki kuşların ağzında tanrılar
bakıyorlar benim yerime




