Lacivert Süvarinin Düşürdüğü Not Defteri
TEMMUZ Sayı: 31 - Nisan 2019

vadiden aşağı nehir boyu

sürüyoruz atlarımızı

kükürt ve kül püsküren bir krater ağzı gibi kokuyor

yeleleri bitlenmiş terli atların soluğu

dudaklarım çatlamış konuşamamaktan

neyse ki kalbim atların kalbinden büyük atıyor

ve güneş arkamızda kaldı artık

bugün pazartesi ikindi kokma zamanı

ben kendime bulurum karacak toprağı

kıracak odunu, düşecek ağacı

bir geçebilsek bu bataklık ormanı

bir geçebilsek

benim gönlüm abdal gönlüm

düşmeseydim atımdan iyiydi

yine de vurmayacağım atımı

başımı taşlara yaslamayacağım

benim gönlüm deli gönlüm

anlatmayacağımkimseye,

lacivert süvarilerin heybetli ölümünü

bugün salı

bir bardak su lütfen

kardeşimin etini yemeyeceğim

ah Kohlhaas aklıma düştün

bu rüzgârlı tepeleri çıkarken,

sıska atların işi değilmiş

sarp yokuşlar devirmek,

şatolar yakmak, heykeller kırmak

adaletin ve giyotinin ağırlığını

naif bir gülün boynu taşır ancak,

su dövmekten, gam okumaktan ah

dişlerim kırıldı taş çiğnemekten

benim de bir isyan hakkım var

gülün solma hakkı kadar

bugün çarşamba

çar mıh astım boynuma

güneşin açmasını bekleyeceğim

atlar yoruldu

yılkı yılkı fısıldayacak şimdi vesvas

ey göğün gri yüzünden yüzüme akan ayetler,

korkuyorum

boş başaklardan zamansız sağanaklardan,

sığınaklarımda kertenkeleler yumurtluyor

bir yenilgi bırakmaktan korkmuyorum

ve diyorum ki düşünmek için acı çekmek farzdır

işte panayır, işte kanlı ciğer,

kalan kül, kalan duman değil…

bugün perşembe aldırış ediyorum,

sahi neydi

yağmurdan sonra büyüyen başağın türküsü

akşam oldu

lacivert süvarilerden kara bir su sızıyor

akpoşumdan paslı mızıkamdan

ne de güzel akıyor nehir

susmak susamaktan daha çok acıtıyor beni

boğuluyor devler bile

insan denen bu kuyuda

kalsam anlamı bozulur mu

bu uzun cümlenin

gitsem kuyruğu düşer mi kertenkelenin

düşlerim ölmedi oysa

nokta.

bugün cuma

“hezar endişem” varsa ne olmuş

“yek katre-i hunest” değil miyiz

evet yaklaşıyorum

duyuyorum suyun sesini,

içi oyuk koca meşenin iniltisini

göğsüme batıyor can kırıklarım

bir aziz yaratan iri sözlerin görkemi ey,

nasıl kurtaracaksın beni boşlukta yürümekten

çağırdığın yer neresi,

tiksinç geliyor bu yapma sükunet

apoloji ve cinnet,

bu mağlup ve ağlak yas

sıkıldım yaramı yalamaktan

sıkıldım kendimden uzaklaşmaktan

sığlığın vebalini sırtıma yükleyen kader ey,

kustur olmak ve ölmek arasında yediğim lokmayı

haşlanmış kertenkelenin riyakârlığından

öğrenecek bir şeyim yok

bugün ertesi

her şeyin ertesi,

gerisi laf-ı güzaf.

Tuncay Yerlikaya Arşivi