vadiden aşağı nehir boyu
sürüyoruz atlarımızı
kükürt ve kül püsküren bir krater ağzı gibi kokuyor
yeleleri bitlenmiş terli atların soluğu
dudaklarım çatlamış konuşamamaktan
neyse ki kalbim atların kalbinden büyük atıyor
ve güneş arkamızda kaldı artık
bugün pazartesi ikindi kokma zamanı
ben kendime bulurum karacak toprağı
kıracak odunu, düşecek ağacı
bir geçebilsek bu bataklık ormanı
bir geçebilsek
benim gönlüm abdal gönlüm
düşmeseydim atımdan iyiydi
yine de vurmayacağım atımı
başımı taşlara yaslamayacağım
benim gönlüm deli gönlüm
anlatmayacağımkimseye,
lacivert süvarilerin heybetli ölümünü
bugün salı
bir bardak su lütfen
kardeşimin etini yemeyeceğim
ah Kohlhaas aklıma düştün
bu rüzgârlı tepeleri çıkarken,
sıska atların işi değilmiş
sarp yokuşlar devirmek,
şatolar yakmak, heykeller kırmak
adaletin ve giyotinin ağırlığını
naif bir gülün boynu taşır ancak,
su dövmekten, gam okumaktan ah
dişlerim kırıldı taş çiğnemekten
benim de bir isyan hakkım var
gülün solma hakkı kadar
bugün çarşamba
çar mıh astım boynuma
güneşin açmasını bekleyeceğim
atlar yoruldu
yılkı yılkı fısıldayacak şimdi vesvas
ey göğün gri yüzünden yüzüme akan ayetler,
korkuyorum
boş başaklardan zamansız sağanaklardan,
sığınaklarımda kertenkeleler yumurtluyor
bir yenilgi bırakmaktan korkmuyorum
ve diyorum ki düşünmek için acı çekmek farzdır
işte panayır, işte kanlı ciğer,
kalan kül, kalan duman değil…
bugün perşembe aldırış ediyorum,
sahi neydi
yağmurdan sonra büyüyen başağın türküsü
akşam oldu
lacivert süvarilerden kara bir su sızıyor
akpoşumdan paslı mızıkamdan
ne de güzel akıyor nehir
susmak susamaktan daha çok acıtıyor beni
boğuluyor devler bile
insan denen bu kuyuda
kalsam anlamı bozulur mu
bu uzun cümlenin
gitsem kuyruğu düşer mi kertenkelenin
düşlerim ölmedi oysa
nokta.
bugün cuma
“hezar endişem” varsa ne olmuş
“yek katre-i hunest” değil miyiz
evet yaklaşıyorum
duyuyorum suyun sesini,
içi oyuk koca meşenin iniltisini
göğsüme batıyor can kırıklarım
bir aziz yaratan iri sözlerin görkemi ey,
nasıl kurtaracaksın beni boşlukta yürümekten
çağırdığın yer neresi,
tiksinç geliyor bu yapma sükunet
apoloji ve cinnet,
bu mağlup ve ağlak yas
sıkıldım yaramı yalamaktan
sıkıldım kendimden uzaklaşmaktan
sığlığın vebalini sırtıma yükleyen kader ey,
kustur olmak ve ölmek arasında yediğim lokmayı
haşlanmış kertenkelenin riyakârlığından
öğrenecek bir şeyim yok
bugün ertesi
her şeyin ertesi,
gerisi laf-ı güzaf.




