Kriminal Ruh Travması Saatleri
TEMMUZ Sayı: 28 - Ocak 2019

Kriminal ruh travması saatleri modunda yaşanıyor hayat, dünya kendi yörüngesinde döndükçe. Gökten habersiz göğsümüzde yabancı fısıldamalar dönüyor. Kurgulanmış sanal zamanın içinde küçük küçük konuşma baloncukları zihnimizin üstünde. Suskunluğumuz kişilik alfabesi üzerinde besleniyor ve küçülüyor. Hayatımız italik hikâyelere tutunmaya çalışıyor. Ömür düz bir çizgide, içi ulumuş amellerin psikiyatrik zamanlarında geziniyor. Söz, çatlamış aynanın karşısında tavır alamıyor, kalbin tiktak sesleri zamana karşı direniyor. Çürümeye yüz tutmuş ceset kriminal saatlerde bakıma alınıyor, yeryüzü kaos bahçelerinde bilinmezlik rüyasına doğru savruluyor. Hayallerin kuytu köşelerinin izdüşümünden laboratuarlar kuruluyor. Çünkü ruh ve ceset yüzyıllar süren aklın ve kalbin savaşına başlamıştı bir zaman önce. Anestezi altına alınan ateş yavaş yavaş pişiriyor yorgun ve bir o kadar da çaresizlik şarkılar söyleyen modern cesedi. Nefs tandırının üstünde ateşte kavrulmuş kelimeler canhıraş yayılıyor akşamüstüne. Anlamsız medeniyet motifleri işleniyor yürüyen cesetlerimizin alnına. Ruh travması saatlerinde cesetler getiriliyor, mevsimlerin ağıt yakma günlerinde, dünya ne kadar da çaresiz. Dünya ruh ve ceset arasında gidip gidip geliyor. Beynimizde ürettiğimiz putlar damarlarımızda yol alıyor, yırtılıyor aort damarımız. Duygularımızdan günlerce belli belirsiz sırlarımız, düşüncelerimiz, değersiz bulduğumuz ne varsa dökülüyor toprağa. Toprak ne kadar da kirli. Ne kadar da bitkin, ellerimizle büyüttüğümüz pişmanlıklar. Gerçek sandığımız ve bir neşter yarasıyla hayatımızın ruh travması saatlerinde gedikler açan korkularımız ne kadar da düşman kalbimize. Hayat dışarıdan içeri evrildikçe kriminal ruh travması saatleri çekiyor hayatı. Bir vakum gibi kendine çekiyor söylenmedik sözlerin arasına preslenmiş yalanlar. Ve baskı yapıyor beynimize aşiyan yuvasına konmuş kanatları olmayan kelime. Hayatın toplamının milimetrik hesabının yapıldığı günle çarpılan kelime, hesap gününün tarihinin derisini soyuyor. Çırılçıplak hüzünler, acılar, bağrışmalar şehrin bütün caddelerinde kol geziyor. Dakikalar en kuytu yerlerde saniyeleri namluya sürüyor. Vakit içten içe yaşamak atraksiyonları geçiriyor. Şehir hıçkırarak gürültüsünü kusuyor avuçlarımızın içine. Bon, su ve ateşten yapılmış sokaklar can çekişiyor, yaralı bir serçenin güne bakan düşlerinde. Betondan kabuk bağlamış evlerin içinde sessizlik birikiyor ve esrik düşüyor hangi şehre varsa yüzümüz. Kaşağılanmış seslerin krinimal ruh travması saatlerinde, yeni yeni günahlar doğuyor alacakaranlıkta. Ve hangi rüya sepkeni tavır koyuyor bilinmiyor gözlerimizin içindeki hayallere. Ve hangi yüreği acıyla yoğrulmuş çocuk biz büyüdükçe mahkûm ediliyor plastik gibi dönen dünyaya. Ve kovuldukça bilinmezlik rüyalarından, mezarlığa bakan yüzümüz ne kadar da yapmacık, hoyrat, kurgulanmış ruh halinde. Bedenimiz üzerinde laboratuvarlar kuruluyor, kaç tablet ömrümüz kaldı hesabı çıkartılıyor devasa alış veriş merkezlerinde. Duygu halimiz Las Vegas ışıkları gibi değişiyor, büyüleyici tanrılar her an önümüze sunuluyor. Ruh travmasının tahlil sonuçları tartışılıyor, insanlık sonucu olmayan yollara çıkıyor. İşin içinden çıkılamıyor ve gün karanlığa evriliyor, ruh cesede evriliyor, sessizlik kaosa evriliyor. Kocaman nahoş bir eda ile şehirde hayat betondan dilini çıkarıyor. Gülmelerden gürültü kirliliği boşalıyor kriminal ruh saatleri tahlilimin üzerine. Hayat, ilaç tabletleri üzerinde gidiyor ve kaç adıma kaç tablet hesaplanıyor. Yaşam kriminal döngü üzerinde dönüyor, tebessüm dahi paketlenip insanın en ücra köşesine kadar gönderiliyor. Yürek çırpıntısı duyulmuyor binaların üstüne kurulmuş devasa stetoskop vericilerinden dahi. Kuş yürekler binaların üzerine kurulmuş devasa steteskopa çarpıp can çekişiyor bir papatyanın üzerinde. Ruh travmaları saatlerinde körelmiş yürekler talan ediyor yaşamı, kayıp gidiyor ellerimizden çiçeklerin rengine not düştüğümüz hayat.

Mehmet Mortaş Arşivi