Yüzüme sığınıyorlar unutmamı diliyorlar benden birşeyleri
Kendime bir yer arıyorum kendime bir nefes soluyacak
Yanlış bir sabaha uyanmışım biliyorum sonra kalkıp yürüyorum ihtiyatsız
Bozkır ışık verdikçe savunuyorum bir yalnızlığı sonra kendimi alıp gidiyorum buralardan
Ölüm izin verdikçe uğultular geziyorum ben büyüyen bir sabrı kuşanıyorum aralıksız
Kelimem tükenip yüzüne sokulduğum zaman.
Beyaz bir irin akıyor öpüldükçe yanağından
Öpüldükçe eskiyen bir anne oluyorsun ince bir sızı oluyorsun
Yücelen bir acı oluyorsun bir kış fotoğrafı oluyorsun ‘sana bakıp donmaklar’
Geçip gitmeyen bir mevsim gibi duruyorsun gözümde sürekli sürekli
Huzursuz bir toz bulutu gibi, içi yara dolu göz gibi duruyorsun
Bir mezar gibi duruyorsun önümde kıpırtısız, bir el gibi uzandığı yerde kalan
Kendimden müsaade istedim kendimi alıp uzandım bir yorgunluğa
Peşin olarak ödedim bu şiirin bedelini alacağım da kalmadı kalbimden
Geleceğimi söyleyip çekildim hiç gelmeyeceklere, içimden bir daha hiç geçmeyeceklere
Göğüs ağrılarımı nefes darlıklarımı büyük Türk şiirine arz ettim
Ben yürüdükçe inceliyor yollar kopuyor tufan
Yerine bulmuyor bir türlü dilimdeki çetele beni ne çok yordunuz
Ne çok kırdınız size ait olan yerlerimi ne çok ürün iade ettiniz
Açtığınız yaradan haberiniz olmadı belki profilimden gezdiniz acılarımı
Çıkmaz bir yolu yürütüp beğenisini artırdınız yazgımın kahkahalarla
Sırtımı dönmekten vazgeçtiğimde başladı benim size göçüm
Mülteci tahammüller koydum alnıma giderken
Çünkü yanlış bir anahtarı denemişim ben sürekli bu kapıda
Bunu farkettiğimde ben öldürmeden öldü dünya.
Şimdi beraber inleyelim mi ?
