Kan Satmak, Sadece Kan Satmak mıdır?
TEMMUZ Sayı: 28 - Ocak 2019

Yu Hua, modern Çin Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından biridir. Eserleri dilimize son birkaç yıldır çevrilmeye başlanan yazarın kitaplarının başarısının yanında benim için önemli olmasının başka bir sebebi de, yazarı kendi kendime keşfedişimdir. Jaguar Kitap’tan yayımlanan Yaşamak, sonrasında Alabanda Yayınları’ndan neşredilen Yedinci Gün ve son olarak yine Jaguar Kitap’tan çıkan Kanını Satan Adam’la kendisini tanıdık. Yaşamak’la ülkemizde belli bir okur kitlesi edinen Yu Hua’nın bunu Yedinci Gün ile devam ettirdiğini söylemek pek mümkün değil. Bunun sebebini, kitabın tanıtımının iyi yapılmadığına bağlıyorum ben. Hâlbuki Yedinci Gün de Yaşamak’tan aşağı kalır bir roman değildi. Ben de buna istinaden yine Temmuz Dergisi’nde bu kitapla ilgili bir yazı yazmıştım.

Gözlemlediğim kadarıyla Kanını Satan Adam’la beraber yavaş yavaş Türk okurunun listesinde kendine yer bulmaya başladı Çinli yazar. Romanlarının başarısının yanında onu ülkemizde tanıtan bir başka durum ise Orhan Pamuk romanlarına yaptığı yorumdu. Bu olaydan sonra ülkemizde daha tanınır olduğunu ve yeni çıkacak kitaplarının okuru daha da heyecanlandıracağını söylemek mümkün.

Kanını Satan Adam dilimize daha yeni çevrilmiş olmasına rağmen 1995 yılında yazılmış bir romandır. İlginç bir konuyu işler yazar romanında. Başkarakter Xu Sanguan’ın, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için hastanelere kanını satmasını ve bu süreçte (yaklaşık 40 yıllık bir zaman dilimi) başlarından geçen olayları konu eder. Şehirdeki ipek fabrikası kozasında çalışırken dedesinin köyünden iki kişinin kan satmaya gittiğini öğrenip onlarla kanını satmaya giden Xu Sanguan’ın hikâyesi başlamış olur. Yazar, kan satmayla ilgili farklı bakış açılarını da kitabın başında ve ortalarına doğru karakterlerin diyaloglarıyla okura aktarır. Bir nevi okura da iki seçenek sunar bu durumla ilgili. Bu durumu aynı zamanda köylü-kentli bakış açıları olarak da ele alabiliriz. Örneğin köylülerin nezdinde şöyle işlenir bu durum:

“… ‘Öyle ya,’ dedi amcası, ‘az önce Guihua’nın annesinin dediklerini duymadın mı? Kanını satmayan adama kız vermezler buralarda.’”

Diğer taraftan ise kan satmayla ilgili, Xu Sanguan’ın karısı Xu Yulan’ın sözleriyle şunu aktarır yazar:

“Xu Yulan yüksek sesle konuşmaya devam ediyordu hâlâ. ‘Kanın atalarımızdan geldiğini söyler durur babam küçüklüğümden beri. İnsan börek, ev, tarla filan satabilir ama kanını satmamalıdır. Kanını satacağına vücudunu sat daha iyi, vücudunu satmak kendini satmaktır sonuçta ama kanını satmak atalarını satmaktır. Xu Sanguan, atalarını sattın sen!’”

Kitap Xu Sanguan’ın 25 yaşlarından 60’lı yaşlarına kadar olan zaman diliminde geçer. Bu süreçte Yu Hua, kişilerin özel hayatını, aile hayatlarını, toplumdaki adetleri, kadınların toplumdaki yerini işlediği gibi toplumun siyasi, sosyal ve ekonomik yönden yaşadıklarını da birbiriyle harmanlayarak romana yansıtır. Çin Kültür Devrimi bu önemli olaylardan biridir. Çin Kültür Devrimi ya da Büyük Proleter Kültür Devrimi, Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Mao Zedung’un iktidardaki son on yılı içinde Çin Devrimi’nin ruhunu yeniden canlandırmak için başlattığı harekettir. Böyle bakınca çok olumlu görünen bu hareketi olumsuz yönlerinden başlayarak anlatır Yu Hua, Xu ailesinin gözünden. Çocuklarının köylere eğitim götürmek için seçilmeleri, orada yaşanan zorluklar, geçim sıkıntıları, hastalıklar, şehre dönmek için komutanlara verilmesi gereken ‘hediyeler’ büyük bir sahicilikle romanda eritilmiştir. Elbette bu satırlarda komünizm eleştirisi de bulunur.

Romanda işlenen başka bir durum yaşanan devrimler, ekonomik krizler ve devletin bu konudaki yaptırımlarıdır. Zaten Yu Hua’nın diğer romanlarına da baktığımızda fakirliğin boyutu, enflasyon gibi durumlar bolca işlenmiştir. Bu tür durumları hemen her zaman muktedirleri karşısına alarak işler yazar. Devleti eşkıyaya benzetir bir nevi. Özellikle Yaşamak’ta bu durum vardır. Kanını Satan Adam’da da aynı şekilde işlenir konu, değişen sosyal hayatla birlikte:

“1958 yılındayız şimdi. Halk Komünü, Büyük Atılım, Çelik Eritme Kampanyası derken şimdi sırada ne var acaba? Dedemle dördüncü amcamın tarlalarına da el koydular. … Devlet, eskinin toprak ağalarının aynısı oldu çıktı, devlete toprak ağası diyemezsin elbette, halk komünü deniyor şimdi.”

“Şehirdeki pirinç ambarı bazen açık bazen de kapalıydı, kapandıktan sonra her açılışında pirinç fiyatı katlanarak artıyordu. Çok geçmeden, eskiden beş kilo pirinç alınan parayla sadece bir kilo patates alınır oldu. İpek böceği olmadığından ipek fabrikası kapandı; Xu Yulan’ın börek kızartmasına gerek kalmamıştı çünkü ne un ne de yağ vardı. Okullar kapandı, şehirdeki dükkânların çoğu kapandı, eskiden yirmiden fazla lokantanın olduğu şehirde geriye bir tek Zafer Lokantası kalmıştı.”

Kitaptaki karakterler ve diyaloglar hakkında birkaç şey demekte fayda var. Genele baktığımızda başarılı bir çeviri görebiliriz. Buna rağmen bazı diyaloglar bir sonraki diyalogla çelişiyor. Bunu en çok Xu Sanguan’ın diyaloglarında görebiliriz. Hatta kitabın 158. sayfasında tam bir anlam tutarsızlığı var. Bu durum, dilimize çevrilirken ya gözden kaçmış ya da Yu Hua’nın bilinçli bir tercihi. Okuyanlar fark edecektir. İkinci olarak şunu söylemek yerinde olacaktır. Yu Hua, Orhan Pamuk’u karakterlerinin diyalogları üzerinden eleştirmiş, sanki karakterler değil de hep Orhan Pamuk konuşuyor demişti. Bu konuda Yu Hua’nın haklı olduğu söylenebilir ama bu konuda kendisi de Kanını Satan Adam’da sınıfı geçememiş. Bu da karakterlerin inandırıcılığını azaltıyor ve karakterlerin önemsenmesini okur nezdinde etkiliyor. Bunda, çeviri bir eser olduğunu ve bize çok uzak bir kültür ve dilden çeviri yapıldığını aklımın bir köşesinde tutuyorum elbette ama her çeviri eserde bunu görmüyoruz. Ya Yu Hua diyaloglara çok çalışmadı ya da çeviriye (diyalog konusunda) fazla özenilmedi. Hâlbuki diyaloglar dışında gayet akıcı ve başarılı bir çevirisi var kitabın.

Yazar konu bütünlüğünden sapmadan romanını tamamlamış ancak yıllar arasındaki geçişler bir anda olmuş. Hatta olaylar da bir anda bitirilmiş. Örneğin bir bölüm bittikten sonra, diğer bölüm üç dört yıl sonrasıyla başlayabiliyor ama keskin bir şekilde yapılmış bu geçiş. Zihinde canlandırmak biraz problem olabilir bu durumu. Ayrıca yoksullukla, fakirliğin bitip ekonominin düzelmesi arasındaki geçiş de çok keskin olmuş. Arada bir şeylerin yazılması gerekirdi diye düşünüyorum.

Uzun denebilecek bir hayat diliminin anlatıldığı Kanını Satan Adam’da Yu Hua sanki birçok şey hakkında gerek sert gerek daha yumuşak birçok mesaj vermeye çalışıp fikirlerini de okura iletmeye çalışmış. Kitap ilgi çekiyor, hem ismiyle hem de kapağıyla. Son yıllarda gördüğüm en başarılı birkaç kapaktan biri hatta. Roman da başarılı, yukarıdaki bütün eleştirilerime rağmen. Daha çok romanı ve öyküsü var Yu Hua’nın. Sırasıyla dilimize kazandırılmasını bekliyoruz.

Mehmet Âkif Öztürk Arşivi
28 Sayı: 28 - Ocak 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler