Dijital Dünyada Duygusal Sendromlar
TEMMUZ Sayı: 30 - Mart 2019

Dijital duygulara doğru gidiyor iç içe girmiş benlikler. Ekrana dokunuşla geçiyor hayat. Sanal emojilerle doldurulmuş yaralar belirliyor acılarımızın üstünde atılan zarları. Hangi boyutta zihnimizin iklimine yolculuk yapacağımızı, en dramatik oyunlarla sıkıştırılmış zamansız düşlere doğru evriliyor hayat. Kelimeler yere düşerken acı sesleri çıkaramıyor, kuyu içinde bir kuyuya yuvarlanıyor üzerimize bir elbise gibi giydirilen anlamsızlık. Zihnimizin odalarında yer yer boşluklar oluşuyor, cümleler bu boşluğun içinde piksel travmalar geçirerek baskı yapıyor duygunun namahrem esintilerine. Her duygu zihinlerimizin boşluğunda oluşan karakteristik sapmalara göre dijital ekranların üzerine görüntüsünü veriyor. Yaşam ekranların üzerinde boyutsuz gidiş gelişlerle arkada tiz sesinden izler bırakarak yürüyor. Ve dijital izler tenimizin üzerinde yenidünyanın panoramasını çıkarıyor. Soğuk piksel duşlar boca ediliyor üzerimize, duygular sanal ülkelerde paketleniyor. Kalbimizin ürkek tarafları taranıyor, amellerimiz ekranların gözlerimize yansıyan yönünde hareket ediyor. Dünyanın eylem boylamı hesaplanarak mevsimlerin mekaniksel darası hesaplanıyor. Günahlarımızın sanal veri akışının hızının ölçümü yapılıyor. Ne kadar insanlıktan arındırılmış bilgi, o kadar hızla ilerliyor kafamızın içinde oluşturulan sanal oluşum. Duygusal melekelerimizin atraksiyonları kendini ele veriyor, kendimize yetecek kadar menümüze sunuluyor duygusal sendromlarımız. Ölüm gölgesiz iklimlerden alınan hava değişimlerine ekleniyor. Kendi ellerimizle oluşturduğumuz karanlık rüzgârın entegresi ölümün üzerine monte ediliyor. Ve zihni yetersizliklerimizin haritası pandoranın kutusu gibi açılıyor, bir bir ele veriyor hislerimizin rengini aşılayan yaşama hevesi. Her nefesimiz dijital ekranların üzerine buğusuz düşüyor. Hayat zamanın damarlarından akan yeni heveslerle yeniden başlıyor.

Sebep sonuç ilişkisi olmayan bir benliğe doğru ilerliyor şimdiye kadar biriktirdiğimiz ne varsa. Sabah hislerimiz biraz hüzün makamında, akşam akıl, yerkabuğu olmayan dünyanın izdüşümü vakitlerinde. Hangi saatin dakikasında kırıntılarla yaşanıyor hayat bellisiz. Benliğimiz sınırı olmayan bir hard disk gibi duruyor çağın serzenişi karşısında. İç dünyamızda her oluşum ekranizm dönüşümüne neden oluyor. Nefslerimiz didaktik zamanlardan kalma son serabını yaşarken, programlanmış döngünün içerisinde, ekranların dünyasına doğru gidiyor, ses tonumuzun mahremiyeti. Kurgulanmış benlikler yeryüzünün yeni köleleri, dijital dünyanın piksel rüzgârının önünde savruldukça savrulur, bilinmeyen sanal dünyalarda istiflenen köleler. Kültürel nostaljik itibarsızlaştırma her alanda, her ortamda kelimelerin, cümlelerin üstüne baskı yapılarak gem vurulmakta. Hayatın yaşam moduna dijital dünya enjekte edilmekte. Zihnimizin karanlık odalarının sanal tarlalarında emojiler ekiliyor, büyüyor ve yeni bir anlayış ile birbirimize kusuyoruz. Karanlığı delip geçen yıldızlar emojilerin renginde dokunuyor gözlerimize. Kelimelerin içine yerleşen emojiler kendilerine yeni bir dünya kuruyor. Emojilerle itibarsızlaştırılan kelimeler cümleler anlam dünyasını bir virüs gibi yiyor, bitiriyor. Dışarıda hayat zamanın keskin testeresi altında durmadan ince ince kesiliyor. Kelimelerin içi emojilerle yüklü bir dünyanın duygusal sendromları, yaşamın korkunç uçurumuna doğru ilerliyor. Geceyi zaman bıçağı ile ikiye bölsen dakikalar saniyeler akmayacak artık. Ve bir köşede paket paket istiflenmiş gün yanığı. Okyanusta vurgun yemiş bir ruh sendromu gibi dijital geceler, sonu görünmeyen yollar, dijital kuyuda boğulan geleceği olmayan yığınlar.

Benliğin üzerine yoğun baskısıyla entegre olan dijitalleşme, cansız maddenin akla karşı tezleri. Duyguların küçük mikro paketlere istiflenmesi, beynin kafatası olmadan cafcaflı sahneleri. Tenimizden akan terin, yere düştüğünde çıkardığı mekanik ses. Düşüncelerin ekranlarda eko sisteme esir olması. Hayatın yaralarının toplamının küçük teknolojik depolarda saklanması. Suskunlukların tefekkür saatlerinde bir radyonun sesinin kısılması gibi kısılması. Bir düş bir görüntü olan hayatın, kopyala yapıştır ile dijital ekranlara taşınması. Dijital rüzgârlara gebe olan yaşamak, duygusal sendromların yüksek etkisiyle, boş kalmış aşiyan yuvalarında yok olan hüznün pikseli, yüksek görüntü vermesi. Dijital kırık odalarda yaşayan benler, duygusal sendromlarını pazarlıyor. Dijital dünyada, dijitalleşmenin sendromlarından kırık dökük duygularla yaşanmaya başladı hayat. Yapay zekâ bilinmeyen denklemin rüyasına yatacağı zamanların adımını hesaplar oldu. Hangi bilinmeyen denklemin rüyası kaç hüzün eder? Muallâkta kalmış sözlerin kara kökü çıkarılabilir mi? Kahkaha ile gülen yapay zekânın ölüme karşı duruşu daha mı net? Cümleler emolojik duygulara paketlenmiş. Acı çekmek kaç inç boyutunda? Hüznün ruha veri akışı hangi saatlerde gerçekleşiyor? Mutluluğun simaya yansımasının pikselliği az mı? Ben’in süper egosunu yükseltmek için hangi programın kıyısında yatmak gerekiyor? Ölümün rengini belirleyen programlama dilinin boyutu nedir? Ekran koruyucular yüreğimizin acılarını hüzünlerini koruyabilir mi? Ve… Dijital Kıyamet.

Duygusal sendromlarımız dökülüyor betondan beşiklerimizin üzerine. Anlamsız yeryüzü saatleri gecenin alacakaranlığına montelenmiş. Dökülüyor mesnetsiz veriler önümüze, kaygısı yok emojilerin, kovulmuş programların şerrinden kaçacak yer yok. Dijital dünyanın duygusal sendromları beynimize damlıyor. Ve onarılmaz duygusal yaralar açılıyor bilinmezlik rüyalarında. Rüyaların dahi ekrandalarki çözünürlüğünün çaresi yok. Sessiz kuytu vakitlerde kendine yetemeyen insan… Gariplerin yurdundan kovulmanın ve bilinmez dijital dünyanın tuzağına düşen insan… Kaçacak yerin yok, yaşamanın yaralanmak olduğu yerden başka.

Mehmet Mortaş Arşivi