Ölümün Gizemli Tik Tak Sesleri
TEMMUZ Sayı: 29 - Şubat 2019

Sessizlik içinde büyütüyor kendini. Gözler lal olmuştur zamanın akışının önünde. Vakit bir balyoz gibi düşüyor saniyelerin üzerine. Ama hiçbir ses yok.

Ölümün tik takları, usulca dünyanın üzerinde gezinip duruyor. Hayaller uçuyor gaybi melekelerini yitirmiş. Ve hayaller rüyaların içinde boş konuşma baloncukları olarak düşüyor yeryüzüne. Yine sessizlik büyüyor ve geliyor ruhumuzun en bilinmeyen köşelerine yerleşiyor ölümün tik tak sesleri. Ve sonra içimizde bir gizemlilik hastalığı büyüyor, saklanıyor beş duyumuz dünyanın sarhoş yüzüne. Ruhum ve bedenim arasında gidip gelen saniyeler bir iz bırakıyor aradaki boşluğa. Ruhum ve bedenim arasındaki boşluk ıstırabımın istatistiği verilerine göre dünyaya gidip gidip geliyor. Bedenim kıldan ince eleklerde ince ince geçiriliyor ve çamurlaştırılmış tenim gün boyu asrın güneşinde kurumaya bırakılıyor. Alınyazısı saati ekleniyor hayatımın rüküşlerinin arasına ve zaman sessizce işliyor duymak istemediğimiz kulakları sağır eden fakat duyulmayan tik takları. Dünya avuçlarımın arasında kıştan kalma oynak bir gün gibi debelenip duruyor. Ve dünya uzayda kaçacak bir yer arıyor içinde yaşananların verdiği vahametle. Kelimeler canhıraş dökülüyor bulutların kaderinden. Koşuyoruz hayallerin otantik zamanında, yetişemiyor geleceğin pas tutmuş gerçekleşmesini beklediğimiz düşünceleri. Ve koşuyoruz dünyanın sonuna doğru arkamızda uğuldayarak gelen tik tak sesleri titretiyor yaralarımızdan kurduğumuz sözleri.

‘Ölüm gelir ölüm duygusuna karşı saygısız / Ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir’. Ömrümüz ölümden tarafa tiksinti veriyor, serap gibi etrafta dolaşıyor amellerimiz. Duygularımız zihnimize karşı saygısız fütursuzca hareket ediyor. Hangi tarafa dönsek ölümün tik takları yıkıma uğratıyor bedenimizi. Hangi tarafımızı korkularımızdan büyüttüğümüz belli değil. Tiksinti veriyor zekâmızda biriktirdiğimiz yılların tortusu kelimeler. Bazen kusuyoruz sesleri zihnimizin karanlık odalarından. Etrafta canhıraş hedefsiz yaşamlar dolaşıyor. Hangi hayata dokunsan tek tek dökülüyor şehrin sıkıntıdan paslanmış sokaklarına. Her sokağın sonunda gizli gizli ağıtlar yakılıyor, ölüm rengini babacan tavrıyla zerk ediyor bedenlere. Ve aklımızın yarısı bilinmez rüyalara dalar, diğer yarısı gerçeğin içinde debelenir durur. Kelimeler ince ince ölümün tik tak seslerine dönüşür ve mezarlıklar şehrin dışına sürgün edilir. Caddelerde karanlığın güne boğdurulduğu kuytu köşelerde ölümsüzlük iksiri içirilir. Ve bir yaşamaktır göz alıcı camekânlar önünde hayat. Ve bir yaşamaktır mezarlıkların sürgün edildiği şehirlerde kahkahalarımızın arasına gizlenmiş dünya sevgisi.

Önümüzden doludizgin giden rüyalar, haberler ulaştırıyor kahreden kahırlarımızın saatlerine. Başıboş sözcükler loş ışıklar yayıyor dünyaya dair. Ruh ve beden bu yüzden birbirine uyuşmuyor. Sanal gerçeklikler ölümün sanal dünyasını kuruyor her evin odasına. Odalarda ölümün dahi sanal olduğu tik tak sesleri ile yaşam sona eriyor. Bir sanal yaşam diğerine yabancı. Ancak veri alışverişiyle anlaşabiliyor bir odanın içinde birikmiş yaşamlar. Ölümün tik tak seslerinin frekansı bir cızırtı gibi geziyor ortalıkta dönüp dahi bakılmıyor. Ve ölüm sanal dünyaya entegre ediliyor, ölüm tik taklarının devreleri çiziliyor, ölüm dahi ölüp ölüp diriliyor sanal yaşamların arasında. Düz bir çizginin içinde kıyametler kopartan zamansız sesler, bilinmeyen rüyalarda kayboluyor. Gerçeğin suskun darasını alamayan ya da yetisi olmayan nesiller birikiyor.

Ölümün gizemli tik tak sesleri içimizde hiç durmaksızın zamanı olmayan bir saat gibi çalışır durur. Duygularımız, inişli çıkışlı sarp çetin sözcüklerin anlamlarının içinde yol bulmaya çalışır ve ara sıra yerleşir istemediğimiz ölüm hissi iç âlemimize. Ölümün tik tak sesleri görünmeyen yollar açar, dolaştırır bir uçurumun kenarında. Şehrin dışına sürgün olmuş mezarlıklardan gizemli gelir. İçimiz ürperir ve yeniden yeniden doğumun sancılarını çekeriz.

Mehmet Mortaş Arşivi