Bir gece Şekspir olup diz çöktüğümden beri,
savaşacak dizlerimin yolu öfkeye gebe!
İçim, şehrin batı tarafına düşen,
ihtimal manzaralı bir Bektaşi tekkesi.
Kapımın önünde kırılmış bir satıcı,
şalında saklı Yusuf’un ilk kavgası,
çürümeye yüz tutmuş şiirleri,
ihtimaldir cami avlusundan topladığım.
Çünkü çığlık atan kağıtlar,
birazdan çimenler gibi kokmaya başlar şeyhim.
Sırf Ali’ye benzemeye çalıştığımdan beri,
attıkları taşlara yaşla karşılık verebilirim.
Göze alamam ama renkli bir taş duvara şiir yazmayı,
çünkü, bir kağıdın tepesinden devrilmekte yüzün,
ve yetişemiyorum bir yanlışlık var üstünde,
bundan susmuş Fuzuli,
Nedim Bey’in bundanmış erken ölmüşlüğü
fersahlarca uzaktayken şah damarımdan üstelik.
Oysa ellerim başka diyor,
ellerim,
sen akşamları, cam kesikleri, dikiş tutmayan nefesler.
şeyhim,
kadim bir ilkbahar rüyası yankılanıyor dizlerinde
kuş kokusu, nal sesi, at kişnemesi…
Sırtından devrildim de geldim vahşi Batı’nın,
fenni de kafi değilmiş yalnızlığımıza
kısa bir isyan vakti:
Hapsetmeye çalış beni dergahında,
soğukkanlı bir öpücükle hücum et,
bir tarafım topçu kışlasında bekleyen keder,
kılıcı kırık,
tabancanın namlusu uzak.
Bir tarafım dev bir avuçtan serpilmiş,
yamanmış bir nisan haykırması.
Şairler kahraman olmamalı derdin hep,
aşık olmak münevver bir iş değilmiş şeyhim,
Üsküdar’da güpegündüz bir tertiple,
çekirge sesleri, titreyen patika, beyaz kule ve ilk cigara…
Bir ayeti hatırlatacak sabahlara varmışken,
fenaya kesmiş hüzünler,
ikindi dinginliğine gömdüm mağlup olmuşluğumu,
ve bahçeye düşen elmaların hüznünü.
Bilirsin,
Allah’a inanan çocukların isyanı
yetim ve öksüzdür.
- taşlara sakladığım,
yaralarıma değen yüzün,
minaremin bayraklı tarafıdır.
