Tekerlekleri döndükçe eskiye götüren bir seyyar tezgâh,
İtildikçe de geri geliyor sanki
Eski Hüseyin Efendi Sokağı'nın bu dar ve yokuş yollarında.
Eskici Fethi bağırıyor eskiyen her şeyi alırım diye.
Ağır ağır ilerliyor sesi Çamlıca Tepesi’ ni tam cepheden görene kadar.
Nuri Efendi Sokağı'na varmazdan
Yüzünü bayır aşağı dönmüş bir kitap buluyor.
Doksan yaşında bir kitap...
Kapağı yok, girizgahı kopuk...
Kimler ezdi seni diyor Fethi,
Kimler çizdi suratını?
Hangi kıymet bilmezin rafında tozlandın?
Kimler seni esir etti de sızlandın?
Kimlerin yasaklarıyla sözlendin?
Kimler tarafından hece hece izlendin?
Seni kahvesine ortak edenler kimler?
Kimler asırlık ağacın gölgesinde okudu seni?
Hangi cümlen unutturdu dünü?
Hangi sayfan şahlandırdı ölümü?
Şimdi otursam, seni baştan başa eşelesem
Bu gözler hangi hayalleri görecek?
Bu harf enkazının altından,
Hangi hayatları kaldıracak bu eller?
Doksan yaşındasın!
Doksan efsunkar yıl...
Kaç annenin feryadını işittin?
Kaç babanın nasırlı ellerine oturdun?
Kaç sahaf gezdin, kaç eve uğradın?
Şu heybendekiler kaç hayatın birikimi?
Kaç sokak gezdin de son durağını şu eskiyen demir yığınında buldun.
Seni okusam seni şimdi bir çırpıda okusam,
Kaç eskiyen hayal görürüm?
Kaç eskiyen aşk,
Kaç eskiyen hatıra,
Kaç eskiyen hayat,
Kaç eskiyen ölüm görürüm?
İyisi mi ben seni okumayayım
Döndükçe tekerlekler ve
Saplandıkça sesim her cadde başına,
Sana ortak olan her şeyi bulayım
Eskiciiiiiiiiii!
Eski hayaller alınır,
Eski aşklar,
Eski hatıralar,
Eski hayatlar alınır.
Eskiciiiiiiiii!
