Evvela Heyet olarak belirtelim ki hakkınızda öteden beri şu veya bu şekilde şikâyetler alıyor idik. Ne var ki ilk zamanlar bunları çok da nazarı dikkate almadık çünkü çoğu imzasız, bazıları imzalı da olsalar imanından emin olmadığımız kimi şahıslarca yazılmış, bazıları alelade ihbar mektupları hükmünde idi ki, belki husumeti şahsiye, belki halis bir mümine karşı duyulan kıskançlık eseri ithamlar, belki kim olduğunu bilmediğimiz kimi şahısların suizanları diyerek şüpheyle karşılamış idik.
Sizinle ilgili nazarı dikkate aldığımız ilk şikâyet, cemiyetimizin her sonbaharda matem olarak idrak ve ifa ettiği Tanrı Sonbaharda Terk Etti Zavallı Kullarını ayinlerinde, ayinin kutsiyetine mugayir tutum ve davranışlar içinde bulunduğunuz şüphesini dile getirmekle yetiniyordu. Mümin bir kardeşimiz; öteden beri ayinlerin iç ve dış vecibelerini ihmal ettiğiniz şüphesine kapıldığı için, sonbahar ayinlerinde kendisinin ayinini berhava edecek bir fedakârlık gösterip huşu ile ayini ifa etmek yerine –Göklerdeki Ulu Tanrı kardeşimizi affetsin!– sizi izlemek zorunda kalmış olduğunu, işte o anda sizin aslında ayine katılmadığınızı, ayin mahallinde sadece bedenen bulunduğunuzu, rol yaptığınızı, hatta fırsat buldukça ayinin vacibatından olan bedensel hareketleri dahi bilerek terk ettiğinizi, bilhassa ayinin “Ve Tanrı Bıraktı Kullarını” kısmı ifa edilirken bile samimi müminler gibi huşu ile gözyaşı dökmediğinizi… teessürle gözlemlediğini, bütün bunları böyle yakinen gözlemledikten sonra şüphesinin misliyle arttığını, ama yine de masum bir mümin kardeşi hakkında haksız bir ithamda bulunmak istemediğini, gerekli soruşturmaları yapmak suretiyle vakıanın hakikatini ortaya çıkarmamızı, böylece kendisini bu şüphenin pençesinden kurtarmamızı, her şeye rağmen yine de yanılmış olmayı dilediğini, yanıldığı ortaya çıkarsa kendisini dünyanın belki de en bahtiyar insanı addedeceğinden zerre şüphemiz olmaması gerektiğini de beyanla Heyetimizden istirham ediyor idi. Bu kardeşimizin şikâyetini görmezden gelmedik. Çünkü hem çok halisane bir üslupla yazılmıştı, hem esasında hüküm değil sadece şüphe bildirerek hükmü Heyetimize havale ediyordu, hem de imanından ve manevi mertebesinden şüphe edilemeyecek adı sanı belli bir müminden geliyordu.
Bu samimi mümin şüphesine vakıf olduğumuzda dahi Heyet olarak –Tanrı bizi affetsin!– yeterli genişlikte düşünmedik ya da düşünemedik. (Bütün bunları, bir sanık da olsanız size itiraf ediyoruz Sayın Sanık, çünkü biz sadece alelade bir koğuşturma yürütmüyor ya da sadece bir hukuki tebliğde bulunmuyor aynı zamanda kalbinizi hedefleyen, kurtuluşunuzu gönülden arzulayarak mukaddes bir mesuliyeti ifa ediyor, bu ulvi endişelerle konuşuyoruz. Kalbinizde ufacık bir iman kırıntısı olsun kalmışsa yahut esasında samimi bir müminsiniz de biz zahire bakarak hüküm verip size haksızlık ediyor isek, kalbinizdeki o cevher Göklerde bizi buluşturacaktır, Heyetimiz buna gönülden inanmaktadır Sayın Sanık. Kuşkusuz istikbal Göklerdedir ve o iman kırıntısı, Yerler âleminde hangi cezayı alırsanız alın, Gökler âleminde kurtuluşunuza vesile olacak, necip müminler arasındaki yerinizi almanızı sağlayacaktır. İstikbali biz müminlerine bahşetmiş bulunan Göklerdeki Ulu Tanrımız sizi bundan mahrum etmesin.) Bu dar düşüncemizle, sizdeki sorunu sonbahar ayinleriyle sınırlı bir mesele olarak kabul ettik ve bir sonraki sonbahar ayininde gerekli tahkikatı yapmak üzere hazırlık yapmakla yetindik.
Ne var ki şikâyetlerin ardı arkası kesilmedi ve çok kısa bir zamanda teessürle anladık ki sizin sorununuz sadece Tanrı Sonbaharda Terk Etti Zavallı Kullarını ayiniyle sınırlı bir tembellik veya ihmalkârlık veya imanına şüphe bulaşması veya benzeri bir hoşgörülebilir zaaf değil tam bir inançsızlık, tam bir küfür ve irtidat hâlidir. Çünkü bu kadar şikâyeti aldıktan sonra, Heyet olarak sonbahar ayinlerini beklemekten vazgeçip behemehâl karar alarak yaptığımız muhtelif araştırmalar neticesinde ve her türlü teknolojik donanımla, bünyeniz üzerinde gerçekleştirdiğimiz bütün ölçümlerde, İlkbahar Geliyor Bak ayinlerinde de, Yaz Bile Geliyor Gençleşerek ayinlerinde de, Gökten Zaferlerle Mağrur Müminler Milletiyiz ayinlerinde de, hatta ve hatta Göklerdeki Tanrımızı Tanımaz Muvahhit Şair Azapta Gerek ayinlerinde de – Ki bu sonuncusu önemine binaen sık sık ifa edilir, biliyorsunuz – hemen hemen aynı inkâr grafiğini tekrar ve tekrar çizdiren bir haleti ruhiye içinde bulunduğunuz, şüpheye mahal bırakmayacak açıklıkta her seferinde yeniden ve defaatle görüldü. Doğrusunu söylemek gerekirse, Sayın Sanık, bir yıl boyunca sürdürdüğümüz araştırmanın her aşamasında, yeniden ve yeniden gördüğümüz bu istikrarlı isyanınızı bugüne kadar nasıl bu kadar maharetle gizli tutabildiğinizi, bu asiliğinizle nasıl böyle milletimizin ve Heyetimizin gözünden kaçabildiğinizi, Heyetimizin size karşı onca ihbarnameye rağmen nasıl böyle gâfil ve ihmalkâr kalabildiğini hiçbir uzmanımız izah edemediği gibi hepsi ve hepimiz şaşkınlık içindeyiz. Hatta Sayın Sanık, bu vahim tablo karşısında Heyet olarak acziyetimizi itiraf ile önüne çıkıp her şeyden haberdar ettiğimiz Göklerdeki Ulu Tanrımızın vekili ve onun kulları milletimizin veliyyi emiri Sırların Sırlarının Sırrı Efendimiz Baştaptırmacı dahi, her şeyi hayretler içinde dinledikten sonra, benzi sararmış bir vaziyette zorla yutkunarak sadece ve sadece;
― Göklerdeki Ulu Tanrı gafletimizi affetsin, demekle yetindiler ki bunun ne anlama geldiğini milletimizin mensubu herkes gibi siz de biliyor olmalısınız.
Şimdi Sayın Sanık, Heyetimiz, Göklerdeki Ulu Tanrımız ve onun kulları milletimiz adına soruyor:
― Bu tespitler ve suçlamalar karşısında bir sözünüz var mı?
― Ğhg.. Ğğğt ss ştsş…
(Sesini Yitirmiş Yurttaşlar Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Kurumunun simultane tercümesidir:)
― Hayır, Sayın Heyet! Benim bir sesim yoktur, sözüm de. Ben, 657 yılıydı sanırım, bir senet imzaladım ve o gün bu gün sadece Evet diyebilirim her şeye, Evet efendim, haklısınız efendim, Tabii efendim… Tespit ettiğiniz isyan hali nedir, ona nasıl düşülür, ben neden o hale düşmüşüm, düşmüş müyüm, hiç bilmiyorum. Sayın Heyet ne derse doğru odur efendim!
Göklerdeki Ulu Tanrımız ve kulları milletimiz adına, Göklerdeki Ulu Tanrımızın vekili ve onun kulları milletimizin veliyyi emiri Sırların Sırlarının Sırrı Efendimiz Baştaptırmacı’nın desti mukaddesince mühürlenmek üzere huzurlarına taktim edilecek Heyetimiz Kararıdır;
― İsyan suçunu işlediğine şüphe bulunmayan ve buna itirazı da olmayan Sanık’ın; Gökyüzünü her dem göreceği bir hücreye üç yıl süreyle kapatılmasına, üç yıl boyunca ve üst üste Göklerdeki Ulu Tanrımızın silueti veya bakışının silueti veya adı veya imzası veya adının baş harfleri veya bu türden başka bir alameti gökyüzünde müşahade edildiği takdirde suçlunun Gökler âleminde affolunduğuna yorularak beraat ettirilmesine, yok bu alametler üç yıl boyunca ve üst üste görülmediği takdirde suçun Gökler âleminde affedilmediği anlaşılmak suretiyle mukaddes takvimi miladimizin bugünden itibaren üçüncü yılının son günü Gökyüzü altında idamına Göklerdeki Ulu Tanrımız ve kulları milletimiz adına Heyetimizce bilaitiraz Karar verilmiştir.
