Fırtına öncesi sessizlikteyim, yağmur öncesi siyah bulutların tavrında. Deprem öncesi yüreğimin nabzındayım, kelimeleri namluya sürme hazırlığında. Zulmü alkışlayanlara ebabil kuşları yanında, zulmedenlere karşı sözcükleri kıyamet iklimine hicret ettirmekteyim. Acılarımı sabır tarlasına ekmekte, mutluluk yoluna çıkmaya hüküm giymekteyim. Ve bir gün geri dönecek hüzünlerim, üst üste koyduğunuz hüzünlerimin üstüne.
Yağmur damlasının ruhundayım, gök ekinin tebessümünde. Küllenmiş kelimelerin kıvılcımındayım, ateşin yanık yüzünde. Mevsimlerin susamış, bitkin ve bir o kadarda yarısındayım, gönülden kopup gelen mevsimlerin yeşerttiği yenibaharlarda. Kurumaya başlamış tohumun çığlığındayım, toprağa düşmüş tohumun dirilme senfonisinde. Kışın bağrında kuluçkaya yatmış hayatın hakkında karanlık sözler biriktirmekteyim, yazın bağrında ölüme hazırlık provaları yapan sonbaharın rengindeyim. Ve son söz ile geleceğim korkuya neşter vurarak, dağılacak ne varsa arta kalan sözcükler.
Hayatın kurgusundayım, yaşam ateşinin heyecanında. Geçmişin nostaljik anısının derisini yüzmekteyim, geleceğin namahrem taraflarına çamurdan deri örmekteyim. Kızgınlığın doruklarında kar yağmamış çorak iklimindeyim, durgunluğun en derinlerinde inci istiflemekteyim. Sevincin karanlık yüzüne demir atmaktayım, mutluluğun resminin tonlarının üzerinde mevsimler arşınlamaktayım. Kabil’in cehennem yüzlü yeryüzüyüm, Habil’in mezarından fışkıran baharıyım. Bir yanımda akar son nefesi dahi kurutan cehennem deresiyim, bir yanımda bir nefesten dahi baharlar fışkıran cennetim. Kalplerin duymayan görmeyen zindanındayım, yüreklerden kopup gelen sevincin göğünde. Ve son ölümle geleceğim yeryüzüne çığlık çığlığa gelişimi izleyecek bütün âlem.
Yürek burkan günahlar taşımaktayım yeryüzüne dağılarak, kalbe dokunan şiirler fısıldamaktayım. Acıya bulanmış kahırlarla hayatıma yön vermekteyim, mutluluk dolu meyveler ısmarlamaktayım ağlamaktan astarı soyulmuş yüzünüze. Gecenin vesvesesine gizlenmiş ağır mı ağır kelimeler toplamaktayım, sabahın fecrinden ışıklar almaktayım karanlığı aydınlatmak için. Söz verilmiş cümlelere ihanet etmekteyim, sabırda kavrulmuş sözcüklerin özünü içmekteyim. Öğle saatlerinde kibirden yalancı olgunluk tavırları sergilemekteyim, akşam karanlığının ilk renginde ölümle yerle bir olmaktayım. Cesedim dünyayı sırtında taşıyor fani olan maddeyi yiyor doymuyor, ruhum varlık içinde yokluğun muhteşemliğini yaşıyor. Gördüklerimin kölesi oluyorum bin bir çeşit maskelerle geziyorum, görmediklerimin var olduğu inancının özgürlüğünü yaşıyorum. Ve cesedimden ruhuma dönüyorum bir ömür boyunca biriktirdiğim nefesimi yanıma alarak.
Yüreklerin en derin yerlerine sessizlik demiri atan kaptanıyım, sözcükten gemilerin üstünde yol alan anlam avcısı yeryüzünün kâşifiyim. Anlamsızlığın uzun ve çetrefili sahiliyim, anlamın ağaçtaki meyvesiyim. Kurumaya yüz tutmuş yaprakların can çekişen ahındayım, yeşile yüz tutmuş yaprakların canlanan damlasıyım. Bir şiirin son kıtasının ölüm dansıyım, yeni başlayan şiirin can veren mısralarıyım. Ömrüme rüzgârlar biriktiren günahkâr bir gezginim, hayatın ilk kıvılcımını rüzgâra gönderen muştuyum. Hüzünlerin sabah ateşinin koynuna atıldığı yerdeyim, akşamın kızıla boyanmış bir düş bir görüntü gölgesinde. Ayrılıkların fay kırığı ölçümüyüm, kavuşmaların yeryüzü yüzölçümünün darası. Zekânın kibirli tiksinti verici zulüm kusan yüzüyüm, kalbin serin, durgun meltem rüzgârı esen yelkeniyim. Hayal gücünün dipsiz kuyularındayım, düş kırıntılarının gezgin misali peşinde. Kibir dolu bakışların saltanatını sürmekteyim, tevazuun sular gibi çağlayan secde halinde. Ve son kelimelerimle geleceğim üstü karanlık perdeyle örtülmüş, umudu tükenmiş beton yığınlarının arasına hapsettiğiniz şehrinize. Ve şehrinizden gideceğim saf kalmış yüreklerinizi, çocukça gülüşlerinizi de yanıma alarak.
