Sonbahardı bir bir düşen yapraklar tarih yazıyordu ölümün şiir tarafına. Sonbahardı renkler hüzün şeklinde solmaya başladığı, kalplerin sonsuzluğa gitmenin şarkısını söylediği zamandı. Sonbahardı, hayatın ölümün içinde kaybolduğu suskun kelimelerin sessizce kitaplara dönüştüğü bir zamandı.
Sonbaharın hüzünlü sesinde saklı göçmen kuşun gariplik duygusu gibi ak saçlı yaprak düşüyor ölüm tarafına. Her kelimeyi aşmak bembeyaz kâğıdın üzerinde sabır yüklü bir dağ mesafesi kadar, dünya güneşin etrafında yorgun ve bitkin dönüyor. Her cümle içinde nehirleri barındıracak kadar sırtında hüzün yüklü bir okyanus. Her insan sırtında dünyayı taşıyacak kadar zannettiği düşler içinde bir şiir mesafesi kadar ömür bırakır. Bir şiir mesafesi kadar acılar toplarsın yıllarca. Kiminin rengi gökyüzü renginde, kimininki dünyanın karanlık yüzü. Bir parça hüzün taşırsın yüreğinin sessiz ama vakur köşelerinde, göçmen bir kuşun gariplik duygusu gibi yaşarsın ömrünün mevsimlerinde fakat yine de bir gitme arzusu vardır sonsuzluğa. Yine de suskunluk tarlalarına ektiğin kelimelerin vardır yeşermesini beklersin. Zaman bir bulut gibi çöreklenir kelimelerini ektiğin toprağın üzerine. Ve zaman yağar yağar toprağın üzerine canhıraş bir şekilde filizlenir cümleler. Gökyüzü rengârenk cümbüşteyken yeryüzünde hüzün hasadı başlar bir kitap mesafesi kadar şiirler toplanır. Yeryüzü yaralarını gezdirirsin bir ömür boyu hayat bir ileri bir geri dünyanın dengesini değiştirir fakat yıllarca içimizde biriktirdiğimiz arka bahçedeki duyguları değiştirmez hayatın ibresi. Sonbaharın kalbi atar, dert mevsiminde, ölümün akşamüzerinde soluğunu toplarsın. Kuşluk vakti ölümün üzerinde sonsuzluğa doğru kanat çırparsın. Yinede sadece sonbahar mevsimini toplar hayatın yaş aralığını çıkarırsın, hüzünler gönül tahtında oturur bütün yaşananlar boş bir rüyaymış görürsün. Yeryüzü gariplik duygusunu bir türlü yenemezsin ve yanından bembeyaz bir kartal kanat çırpar sonsuzluğa.
Gariplerin yurdunda kâinatın dürülmesi gibi dürersin suhufları. Hayat eline bir cam kavanoz içinde sunulur sadece seyredersin. Katı şehirlerin demirden tanrılarının yanından geldin, gün, çelikten binaların sabahında ölü doğuyordu fakat yine de şiirler fısıldadın suhuflar üzerinde. Hayat ve amelinin arasına birçok sıkıntılarından yapılmış dikişler attın fakat bir deli rüzgâr yine de sürükledi bu şehre. Göğsüne gündönümü renginde yaşamlar alırsın, kendini dahi yakmaz küllenmiş beton evlerin arasına sıkıştırılmış bilinmezlik. Esmere boyanmış yürüyüşler bıraktın ve toplamadın ayrılıkları yoğun stresler altında. Ayrılıkları toplasan dahi kalp atışların dünyanın ağır yükü altında feveran etti. Suskunlukları toplasan dahi sesler hayata bir iğne gibi battı, dikiş tutmadı yine de hayat. Dikiş tutmadı kelime ve cümlenin arasındaki zaman. Zamansız döndü dünya bir söz uğruna.
Cümlelerin batı tarafına doğru güneş zamana adanmış iki şiirin üzerinden ağır ağır sonsuzluğa doğru batıyor. Beyaz bir kartal uçuyor ruhumuzun gökyüzünde. Ve keskin gözleriyle beyaz kartal yakalıyor uzaklarda yazılmamış şiirin ağıtını. Yakalıyor gökyüzünü sonsuzluğa doğru bir çift kanat, yorgun fakat gururlu destanlar diyarından beyaz saçlı ak kanatlı şiir uğurlanıyor. Esmer gökyüzü sonsuzluğa uçuyor suhuf gözlü şiirler uçuşuyor yorgunluğun çaresizliğine inat. Hayat bir mengene gibi sıkıştırıyor fakat sonsuzluğun baskısına dayanamıyor.
İç çekmelerim sadece kitap şeklindeki tabuta dökülür, tabutu taşır dört kelime, omuzlarda bir çift ölüm.

