Abdullah eve ulaşınca memnuniyetle içini çekti. Cebindeki anahtarı aradı, ama bulamadı. Evin tahta kapısı epey eski, yer yer eğri büğrüydü. Kapıyı yumrukladıktan sonra eli ayağı titreyerek bekledi. Derken kapı, ömrünün baharında, yeşil gözlü, siyah saçlı, beyaz tenli, güzel bir kadın tarafından açıldı. Abdullah hayretler içinde kadına bakakaldı. Kadın;
- Neden orada bekliyorsun? İçeri girsene?, dedi
Abdullah yanlışlıkla başka bir evin kapısını çaldığını sandı. Afallayarak:
- Ayşe nerede, diye sordu.
Kadın güldü:
- Neyin var, beni tanımadın mı yoksa? Ben Ayşe. Eşin.
Abdullah garipseyerek:
- Sen Ayşe misin?
- Evet, ben Ayşe’yim. Kim olacak başka?
- Fakat benim eşim yaşlı bir kadındı.
- Yaş geçince akıl gider derlerdi, doğruymuş. Beni dinlesene sen. Aklını mı kaçırdın?! Bana bak, ben genç bir kız mıyım? Bak bakalım saçlarımda tek bir siyah tel kalmış mı? Gir içeri, gir. Gevezeliği kes.
Abdullah usulca eve girdi. Adımları tedirgin, merakla ve yavaşça döşeğe doğru ilerledi. Fakat odanın birinden tiz bir çığlık sesi duyunca donup kaldı. Kapıyı açar açmaz genç bir kız odadan saçı başı dağılmış bir halde, nefes nefese koşarak çıktı. Hemen arkasından elinde bir baltayla genç bir adam geliyor, bir taraftan da:
- Topumu bana ver, diye bağırıyordu.
Abdullah:
- Bu ne hal!, diye bağırdı. Ne kadar utanç verici, bir top için iki küçük çocuk gibi kavga ediyorsunuz.
Kız cevap vermedi, oğlan ise kızın üzerine atıldı ve baltayı kızın başına indirdi. Kızın kafası ikiye yarıldı. Abdullah korkuyla bağırdı:
- Ne yapıyorsun! Kız kardeşini öldürdün!!
Genç:
- O benim topumu çaldı, dedi.
Abdullah yere, kızının yanına oturdu. Bağıra bağıra ağladı. Tekrar tekrar:
- Kardeşin, kızım, kardeşin, kızım… diye sayıkladı.
Sonunda kız dayanamayıp kahkahayı patlattı. Abdullah kızına:
- Ölmemişsin. Niye gülüyorsun?, diye sordu.
- Aynaya bak, salya sümük ağlıyorsun, dedi kızı.
Abdullah başını göğe, gri ama aydınlık bulutlara doğru kaldırdı. Gözlerini yumdu. Sırtını duvara dayadı. Bir sesin şöyle mırıldandığını duydu:
- “Ölüm rahatlık ve istirahattir.”
Oğlunun:
- Bize borçtan başka bir şey kalmadı, diyen sesini duydu.
Kızı ise:
- Şimdi ne yapacağız?, diye soruyordu.
Eşine gelince, o:
- Defnetmek için elimizi çabuk tutmalıyız, diyordu.
Oğlu:
- Bir mezar kazacağım, dedi.
Az sonra Abdullah bir kazmanın yere sert ve ritmik bir şekilde inip kalktığını işitti. Sessiz hıçkırıklara boğuldu. Kefene sarılıp da derin çukura bırakıldığında herhangi bir yardım talebinde bulunmadı. Başının üzerine yağdırılan karanlık, ağır, yoğun toprağa teslim oldu.
* Çevirisini yayınladığımız bu öykü yazarın Dimeşk’ul-Harâik (Yangınların Şam’ı) isimli öykü kitabında yer alıyor.
Zekeriya Tamir: 1931 Şam doğumlu yazar birçok öykü kitabı ve roman yazmıştır. Yazarın Türkçe’ye çevrilmiş Onuncu Gününde Kaplanlar, Kül İçinde Bahar, Gök Gürültüsü isimli öykü kitapları bulunuyor. Tamir 1981 yılından beri Londra’da ikamet etmektedir.
Çev: Sümeyye Taştekin
