Bu dünya merdiveninin
Eğdi başını geçince altından
Korkuyordu son zamanlarda gördüğünde
Huzursuzluk yıkayan elleri
Karanlıkta duyulan sesler ürkütücü olur
Yoksa ondan mı çıkıyordu bu yollar yukarıya
Halbuki gençti bir zamanlar en güzel günleri
Fark edemiyor insan nasıl geçtiğini
Akşam gündüzü sarınca
Korku ve ümit arasında
O son gün o ölüm baygınlığı
Ne de çok ölmüş insan geliyor hatıra.
O iç çekişin ardından hissediyordu
Yaşamın hüzünlü sonunu
Görüyordu tükenmesin diye insanlık
Ellerini uzatmış bekleyen ayın nurlu ışıklarını
Gizli bir girişi olacaktı yaşamanın
Sonsuzluğun öbür ucunda
Ansızın yakalıyor karanlık
Ve kaçılan o korkulu an
Basarsa bir sabah bir karaltı evini
Kırarak geçer göğsünü esince sert bir rüzgar
Geride bırakır uzaklaşarak kaybolan sesini
Binlerce kilometre uzakta
Duyulmamış ağıtlar yakılıyordu
Sonra inip kalkmasıyla göğsü toprağın
Ardındaki zifiri karanlıkta
Gibi karışık bir şeyler ısmarlamış yaşayanlar
Bakmadan suratına acımızın
Benekli bir şeyler bölünüyordu
Dünya hayatının son sırasında
Bu yolun sonunda bahçe, bağlar, pınarlar
İçi gölgeyi çeker dışı nurlu bir ay
Kap kalın gölgeler delildir
Mansur Abbas ve bir büyük kervan
Kim bilir bu yerleri insan kadar?
Oraya girmek bir büyük rahmet
