İnsan, zamana boyun eğmek istemese de yaşamın kendi doğallığı zamana sessizce ve usulca teslim oluyor. Zaman tüm dinginliği ile geçmişle yarın arasındaki o koca boşluğu doldurmaya devam ediyor. Herkesin hikâyesi ayrı yazılıyor, her hayat zamana kıyısından tutunarak var olmaya çalışıyor. Bazen bir sükûnet limanına demir atmış gibi bazen de bir keşmekeşin tam ortasında kendini kaybetmişçesine yaşanıyor hayatlar, bitip tükenene kadar. Ne bir anlam arayışı, ne bir direnme tutkusu ne de varlığı bitimsiz değerlerle onurlandırma gayreti seziliyor bu karanlık boşluklarda.
Varlığı ve onu kendi çevrimi içinde meskûn kılan zamanı hiçe sayan her yaşam, eninde sonunda olacak olana boyun eğiyor. Gösterişsiz bir kararlılık ve şaşmaz bir ölçüyle belirlenen bir denge bu. Hayatın ölümle ilişkisi, gölgenin nesneyle bağı gibi… Buna rağmen, farkına varamadığımız acziyetimiz, her defasında o ihtişamlı hakikatin karşısına dikilip boy gösteriyor; yenileceğini bile bile ve mütemadiyen… Bu sanrılı yanılgı, bu eşsiz kibir insanoğlunu tarihin yabancısı kılıyor. İçinde devindiği zamana ruh giydirme arzusu, fıtratla kavgalı mizaç, insanlığı karanlık ve puslu bir yola revan kılıyor. Pusulasız bir yolculuk, istikametsiz bir hedef arayışı, bunalımlarla dolu sayısız yaşantının akıbetini değiştirmeye yetmiyor. Hiçliğe sürüklenerek bu büyüleyici tutkunun peşinden gidenler, yalanlar ve sahteliklerle kurgulanan bir oyunun sadece figüranları olarak arzı endam ederler.
İnsan onurlanmak için yaşamalıdır; başını dik tutmak ve izzetli olmak için. Ama zalimlerden ve facirlerden olmadan, onlara öykünmeden, kendisini ve dünyasını aldatmadan yürümelidir bu yolda. İnsan salt kendi hikâyesinin kahramanı, yolculuğunun rehberi olmadığını fark ettiğinde, zamanla kol kola, onun bir parçası olarak tarihe şekil verebileceğini anladığında ve yanılgılarıyla bir bir yüzleştiğinde ancak gerçek bir hikâyeye sahip olabilir. İşte o zaman tarih yeni bir sayfaya kayıt düşer, hakikate malik olanlar arasında bir yer açılır, her şey aslına rücu eder. Ve böylece asıl hikâye yazılmaya başlanır, sayfalar dolusu kahraman, sözcükler dolusu güzellikler dizilir sıra sıra. Zorlu bir yolculuk, sebat gerektiren bir sefer halidir belki de benliği tanımanın hikâyesi. Bu yol, çetin bir yalnızlığa ve amansız kavgalara gebedir. Neyse ki herkes kendi geleceğinin yolcusudur, aradığı hakikate kavuşana dek…





