Yaşama Alışmadan
TEMMUZ Sayı: 36 - Ekim 2019

Yaşama alışmak, yaşamın gerilimler doğuran, hayatı canlandıran, iç çatışmalardan çelişkilerden, insanı var olmanın erdemleri için uğraş vermeye çağıran etken alanlardan uzaklaşmayı ifade eder. Yaşamı bir alışkanlık haline getirmek, yaşamın bizi sürükleyip götürdüğü insan ve zaman seline karşı duruştan el çekmek demektir. Bu da amiyane tabirle işi oluruna bırakmak demek olur. Bir yönüyle nesneleşmek demektir. Bu tavır tarihin öznesi olan insan için, insan olmanın anlamlarını mündemiç bir tavır değildir. Aksi tavır ise, hayata müdahil olmayı mümkün kılacak olan, bilinç halidir.

Bilinç aklın eyleme, amele, söze dönük işlevsel halidir. Bir insan, herhangi bir durum karşısında tepki verecekse onun ellerini koparsanız diliyle, dilini koparsanız gözüyle, gözünü çıkarsanız zihniyle tepki verecektir. Demek ki bilinç, insanı, tüm azalarıyla edilgenliğin kumdan kalelerini yıkmaya çağırmaktadır. Alışkanlıklar ise, bilinci, muhakemeyi, soruyu devre dışı bırakan otomatlıklardır. Bu durumdaki bir insan ne hayatın ayırdına varabilir ne de kendi varlığının.

Bütün bunlardan bir sonuç çıkaralım ve bir iddiada bulunalım: Yaşam gerçektir, gerçek olan da yaşamdır. Yaşamı gerçeklik alanı dışına itmek, gerçek olmayan düşsel bir alanda yaşama davetiyedir. Ger çekleri yaşamdan soyutlamak ise körebe durumunda yaşamak.

Yaşamın bir gerçek olduğunu ve bu gerçekliğin insan olma durumuyla, gerçeğiyle örtüşen yanlarının neler olduğunu kavrayabilirsek, yaşamı gerçeğe, gerçeği de yaşama giydirerek, gerçek bir yaşamı varedebiliriz.

Yaşamı alışkanlık hakline getirmek, yaşamı anlamlı kılabileceğimiz eylemlerde bulunacak ellerimizi dolayıp koynumuza sokmaya benzer. Bu tutumumuz ellerimizin hiç olmamasından daha kötü bir durumdur. Yaşantının alışkanlık haline gelmesi, yaşamı bir tiyakomedrama dönüştüren aktörlerce insanın nesneleştirilmesi acı sonuyla yüzleşmemize neden olur. Çünkü, alışkanlıklar ölü doğaları gereği yaşamı otomatlaştırırlar, eylemde bulunacak insanı da, kurallarını koymakta müdahil olamadığı, kendince işleyen, çoğunlukla da karmaşık ve irrasyonel işleyen, yaşamın figüranları kılar.

Alışkanlıklarımız yaşamın bilinçsiz yönünü ifade ederler. Yaşam ise bilinç dışı hareketlerin, işlerin, eylemlerin, söylemlerin toplamına denk düşecek kadar anlamsız bir gerçeklik değildir. Belki de yazarların işi, insanı, okuru bilinçsizliğin yok edici edilgenliğine karşı, etken bir uyanıklığa çağırmak olmalıdır.

temmuz-036

Temmuz Arşivi