“Mutlaka Allah, sizin sȗretinize ve mallarınıza bakmaz.
Yalnız ve yalnız sizin amellerinize ve kalbinize bakar!”
Hz. Muhammed [SAV]
Sûretimi görüp de şu fakîre levm eden
Sîretime erseydi sûretimi görmeden
[Ganiyy-i Muhtefî]
Allah’ın sünneti ile insanların sünneti arasında gidip geliyoruz çoğu zaman. Allah sîretlere bakarken biz sȗretlere bakmayı seçiyoruz. Bir akıl dehası Hoca Nasreddin’in güzel deyişiyle ‘ye kürküm ye’ meseli. Değer üretiminin yok edildiği, gevezelik ve beyhude tartışmaların başat sayıldığı bu psikoz dünyasında sȗretler adeta gözlerimizin içine sokularak zihni melekelerimiz dumura uğratılıyor.
Hakikati arayanlar, sîretlerin peşinde koşar. Bunun için ara sokaklara dalmalı, patikalar yürümeli. Büyük meydanlarda ve caddelerde süsler, lambalar ve taklar vardır. Hakikat büyük meydanlara ve caddelere yabancıdır.
Sîret, sȗretin hakiki veçhesini fâş eder. Sȗret perde, sȗret setre. Sîret kapı, pencere. Sîret sukut. Sukut çaresizliğin şuuru! Sȗret gürültü.
Sȗret yalancı ve ruhsuz, sîret hakikat. Hakikat; bazen acı, bazen keder, bazen ayıp, bazen yasak, bazen sevinç, ama hep hakikatin kendisi. Bugün dünya milletlerine bir bakarsanız ufkunuzu süslü görüntüler sarar. Büyük Britanya bugün demokrasinin beşiği sayılıyor. Sȗretleri temiz. Oysa Londra metrosunda binlerce Hintlinin kanı vardır. İspanya güzel görüntülerinin arkasında binlerce on binlerce İnkalının, Mayalının kanlarını gizler. Birleşik Devletler’de elli yıl öncesine kadar siyahlarla beyazlar ayrı tuvaletlere girer, ayrı lavabodan ellerini yıkardı. Otobüste beyazların oturma hakkı vardır, eğer ayakta kalmış bir beyaz varsa siyahî ona yer vermek zorundadır. Sîretler bize başka bir şey söylüyor. Görmeyi bakmak zanneden tepegözler elbette sîretten habersiz kalacaklardır.
Modern dünya boyaların, cilaların, allıkların, maskaraların dünyası! Sȗret bakmak, sîret görmek ve bilmek. Yaşadığımız topraklar hakikaten sîretler coğrafyası. Oysa bugün sîretler susmuş, sȗretler ufkumuzu kaplamıştır. Bu toprağın havasına yabancı, suyunu tatmamış, toprağına ayağı değmemiş sîretsiz adamlar kendilerini lâ yüs’el addediyorlar. Sȗretleri insan sınıfına ait görünen sîretleri gayri insani mahlukâtı hatırlatan bu insanlar hangi kültürün tavlalarında beslenip semirdiler?
Sȗretler dünyasında ölümler, açlıklar, mahrumluklar birer istatistik verisidir sadece.
Sȗretler sîretlerin aynası oysa. Sîreti sȗretin önünde gitmeli insan. Yal dervişlerinden, şal dervişlerinden değil hal dervişlerinden sormalı hikayemizi. İlim bir nokta değil miydi? Sȗretler çoğalttı onu.
Şem-i cemali döner pervâne-i aşikȗn
Zan ider ol cahilun devr ile isyan olur [Niyazi Mısrî]




