Uzak bir mezar…
İstanbul’da uzak bir mezar…
Benim mezarım işte…
Benim İstanbul’daki mezarıma kar taneleri düşüyor. Mezarımda yabani otlar bitiyor. Anneciğim, babacığım, ablalarım, kızlarım, kardeşlerim neredesiniz. On altı milyon insan neredesiniz. Seksen milyon insan neredesiniz. Ey bütün insanlar! Neredesiniz? Ben boşuna mı feryat ediyorum.
EY BÜTÜN BAHARLAR
EY BÜTÜN YAZLAR
EY BÜTÜN GÜZLER
EY BÜTÜN KIŞLAR
Ben boşuna mı feryat ediyorum. Mezar taşım da 1952-2007 yazıyor. Ben elli beş yıl mı yaşamışım. Ben bütün acıları mı yaşamışım. Ben öleli on yıl mı olmuş.
1958 Günyüzü İlkokulu. 1958’de sararmış yapraklar, bozulmuş bağlar, bozulmuş bahçeler. Sınıfların pencerelerinde karaltılar, yoksulluklar…
“Öğretmenim, defterime ne yazayım?”
“Öğretmenim, kalemlerimi sol tarafa mı savurayım?”
“Öğretmenim, ben bu deftere ne yazayım?”
1972’de kaynımın sinemasında hangi melodram oynuyor. Ben bu filmin hangi sahnesindeyim? Ayhan Işık’la Fatma Girik belki kavuşamayacak, ben alıp başımı kırlara kaçacağım. Bütün bir bucak halkı beni aramaya çıkacak. İlk kocamdan, kaynanamdan, kayın babamdan nefret edeceğim. Çocuklar mutlu bir şekilde oyun oynarken; ben oturup ağlayacağım. Hayatımda bir sayfa daha kapanacak.
1985’te yakışıklı ve genç kocamdan iki çocukla ayrıldığımda da; hayat beni bir kez daha hırpaladı. Kitaplar, gazeteler, filmler, kalabalıklar, romanlar: Soğuk bir tapınak mı, soğuk bir Ankara mı? Ankara bana neden üvey evlat gibi davranıyorsun. Hemen her gün karanlık odalar, karanlık suratlar. Kaldırımlara taşmış cesetler. İşte ben de o ölülerden bir ölüyüm. Mutsuzluğa sarındım, mutsuzlukla savruldum. Birkaç apartmanı aldım dağlara savurdum. İlk kez bir çocuğu sevdim. Parkları da aldım uzun bir nehre bıraktım. Elveda Ankara dedim. Elveda mutsuzluklar kenti.
Mezarlıklar insanların hayat öyküsüdür. Mezarlar hayat öykülerini biriktirir, rüzgârla, karla şehrin sokaklarına, caddelerine savurur. Aslında her sokak başında, her caddede bir insan öyküsü uzanmış yatmaktadır. İnsanlar, bu öyküleri fark etmez. İnsanların işleri çok aceledir. Çok para kazanmaları gerekir. Mobilyaların yenilenmesi, halıların değişmesi gerekir. Çocukların okula gitmesi, kitapları, haritaları karıştırması gerekir. İşte benim mezarım uzak bir mezardır, uzak bir öyküdür.
Yaşlı kocamı nereye sıkıştırayım? Bütün konsollar, bütün gardıroplar, bütün tüller ve perdeler. Ben yaşlı koca mı nereye… Yaşlı kocamla iki ölü gibi birbirimizi hiç rahatsız etmedik. Bütün İstanbul uykuya yattı. Ben uyandım. Yaşlı kocam öldü. Yaşlı kocamın ölüsü, güz kuşlarıyla eski bir ülkeye göç etti. Yaşlı kocam rahat uyusun.
Ben uzak bir mezarda ölü ve mutsuz bir kadınım. Babam ve annem 483 kilometre uzaklıkta bir ilçe mezarlığında yatmaktalar. Bütün mutsuz hayatlar uzak bir mezarda savrulmaktadır.
