Kendini dar ağaclarına çekip duran
Nar ağaçları gibi
Kırmızı çiçeklerinin kanserli soluyuşunu duyuyorum,
Çünkü beton sarmaşıkları kestim gövdelerinden
Aysız beyaz bir gece de sustum,
Sonra susadım,
Şehrin taş sokaklarında gide gele
Nasıl olduysa kalbim nasır bağladı
Oysa yürümenin inceliğine inandım hep
Ormanın kokusu, dağın öyküsü
Şehrin tiksinç ve terli gögsünde
Bir tuz lekesine yoğuştu
Nasıl olduysa,
Yüzüne bedir kumları yapışmış
Kavruk süvarilerin
Bir acz hali yoktur dedi birileri
Ümit etmek bir acz halidir oysa
Bir sela okundu zeytinlik yamaçta
Kim ölmüş dedi birileri kim ölmüş
İndim abdest aldım kıyıda
deniz ölmüş, ağladım
Yedi suyla yıkandım
Yetmiş yasin okudum
Geçmedi üstümdeki küflenmiş yosun kokusu
Ağladım,
Ağlamak bir acz halidir
o kesin
Gençken gökyüzü
Yaşlandıkça ıslak veremli bir şehir
İkisinin arasında hep keder
Gökyüzü, şehir ve keder bulamacına
Çiçeksiz ıhlamurlar ekmişim
Pencereme örülmüş
Rayihasız lacivert bir koru
Birileri söylesin sinekli tanrılara
Kelebekleri öldü kirli beyaz kozalarında
Şimdi nasıl anlatacağım
Hayat denen ince sızıya
Böyle Kalın ve kaba bir ölümü
Kronos,
günde beş vakit çiğne ve tükür beni
bitir bende sana dair ne varsa.

