Bir Kıtlık Vakti Kronos
TEMMUZ Sayı: 13 - Ağustos 2017

Kendini dar ağaclarına çekip duran

Nar ağaçları gibi

Kırmızı çiçeklerinin kanserli soluyuşunu duyuyorum,

Çünkü beton sarmaşıkları kestim gövdelerinden

Aysız beyaz bir gece de sustum,

Sonra susadım,

Şehrin taş sokaklarında gide gele

Nasıl olduysa kalbim nasır bağladı

Oysa yürümenin inceliğine inandım hep

Ormanın kokusu, dağın öyküsü

Şehrin tiksinç ve terli gögsünde

Bir tuz lekesine yoğuştu

Nasıl olduysa,

Yüzüne bedir kumları yapışmış

Kavruk süvarilerin

Bir acz hali yoktur dedi birileri

Ümit etmek bir acz halidir oysa

Bir sela okundu zeytinlik yamaçta

Kim ölmüş dedi birileri kim ölmüş

İndim abdest aldım kıyıda

deniz ölmüş, ağladım

Yedi suyla yıkandım

Yetmiş yasin okudum

Geçmedi üstümdeki küflenmiş yosun kokusu

Ağladım,

Ağlamak bir acz halidir

o kesin

Gençken gökyüzü

Yaşlandıkça ıslak veremli bir şehir

İkisinin arasında hep keder

Gökyüzü, şehir ve keder bulamacına

Çiçeksiz ıhlamurlar ekmişim

Pencereme örülmüş

Rayihasız lacivert bir koru

Birileri söylesin sinekli tanrılara

Kelebekleri öldü kirli beyaz kozalarında

Şimdi nasıl anlatacağım

Hayat denen ince sızıya

Böyle Kalın ve kaba bir ölümü

Kronos,

günde beş vakit çiğne ve tükür beni

bitir bende sana dair ne varsa.

Tuncay Yerlikaya Arşivi