kırk semender yılı
kırk kırgın mart eskidim
anladım
pastoral bir acziyetmiş insan
gövdesindeki mağaralardan
ince dereler sızan,
kan ve demir yığını
harcı alem bir kelam,
bir izahı yok anladım
yağmur yağar
dut yapraklanır
hatmiler çiçeklenir,
isyan ve nisyan sarkacında
harcında ejderha tuzu birikir
olur insan,
bir izahı yok
siretimden suretime çıkan bu izlek bana kâfi
pişti çamur, pişkin bir mermer oldu
şehrin yavan ve dönek meydanlarına dikildi,
mermere şeklini veren
ey kutsal sular arama istenci,
anladım,
bir kavanoz külmüş insan
bir kızılçamla değiştirdim gövdemi
gerildi yarık ve eprek derim
böcekler üşüştü reçine sızan yaralarıma
yenilgi ve yanılgıya alışkan
rezil yanlarım çoğaldı
kimdir cevheri cüruftan ayıran sarraf
bul beni
pul beni
kimdedir ayarı sırtıma yazan miyar
anladım
kaynayan demirin soğuyan köpüğüdür insan
sessiz ol dedi derviş,
içimdeki bozkır genişliyor dedim
dua et dedi
toprağı sürüyorum dedim
ruhun soluklansın dedi
nefes bitti köz kaldı dedim
kimdir üç dirheme derviş hırkası giyen
vurdun beni
yurdum beni
göl kıyısında zikre düşmüş sazlığım
kimdedir yüreğimi tartan terazi
anladım,
boşluğunu bilmeyen bir uçurumdur insan.
ipek bir yalnızlık ördü beni
yordu beni koza ve mezar
eğirdim, acıta acıta değişen derimi
keleb oldu
keder oldu bir ömürlük mesai
yak beni
çıra beni
tutuşsun bu kurumuş otlak
anladım
bir vardır bir yoktur insan




