Gri
TEMMUZ Sayı: 32 - Haziran 2019

“Hiç görmediğim, sevgili halam Halime ve kaybettiğimiz bütün çocukların anısına.”

Şimşek sesi.

Hazırlıksız yakalandılar.

Kalabalık afalladı. Tıpkı her akşam oturulan bilindik aile sofrasına ansızın bir yabancının misafir oluşu gibi. Ellerine henüz almış oldukları kazmayı, küreği bir kenara bırakıp hiç beklemedikleri bu gürültünün uzaklardan üzerilerine doğru gelişini seyre daldılar. Belki gelmekte olan bu kara bulutlar, sadece kuvvetli bir yağmurun habercisi, belki de küçük bir hayatın dönüm noktası idi.

Gücünü giderek artıran gürültü, düzensiz bir kaçışma başlatıyor, artık havanın bozacağından iyice emin olan köylüler bir an önce evlerine ulaşabilmek için çabalıyordu. Ancak tüm bu hengâme arasından hızlıca sıyrılıp, kalabalığın önüne doğru çıkan küçük bir çocuk belirdi. Onun telaşında bir farklılık vardı. Çamura battıkça kayganlaşan gri lastik ayakkabılarıyla düşüyor, kalkıyor, yine düşüyor ancak yılmadan yoluna devam ediyordu. Ayakkabıları iyice ağırlaşınca olduğu yerde durdu ve temizlemek için eğildi. Islanıyor oluşu önemsizdi. Alelacele avuçlarına sıkıştırdığı kuru çınar yapraklarını olağanca gücüyle ayakkabılarının yüzeyine sürmeye başladı. Durmadan, yorulmadan. Yüzünü kızartan, alnını terleten bu olgun endişenin altında hatırından çıkaramadığı koca bir korku vardı. Ayakkabılarının başına bir felaket gelmemeliydi ki küçük kardeşi de gün gelip büyüdüğünde kendisi gibi yalın ayak kalmamalıydı. Bir daha böyle bir hediyeyi kim ona verebilirdi? Hem daha geçen kış ne kadar çok üşümüştü ayakları. Bazı geceler mosmor kesilirdi. Öyle bir uyuşurdu ki evinin avlusuna, çok sevdiği civcivlerinin yanına dahi gidemezdi. Böyle zamanlarda annesi onu ve kardeşini kucağına alır, ayaklarını vücudunun sıcak yerlerine bastırırdı. Biraz olsun ısınmaya başlayınca düşünürdü hep. Buz kesilen çıplak ayakları annesinin göğsünü üşütmez miydi hiç?

Annesi.

Neredeler?

Doğruldu küçük çocuk.

Kalabalık arkasındaydı. Ancak ne kardeşi, ne de annesini göremiyordu. İşte tam o an ailesini kaybetme korkusuna kapıldı. Kaskatı kesilen avuçlarındaki yaprakları bırakamıyordu. Bir süre duraksadı. Korkusunu yutkundu ve ardında bıraktığı kalabalığa doğru koşmaya başladı. Kimi zaman düşüyor, kimi zaman yuvarlanıyordu. Ayağa kalktıkça üstüne kükreyen şimşek gürültülerinden artık korkmuyor, üstelik göğe diklenircesine yere daha kuvvetli basıyordu.

Elleri iyice uyuştu. Kesilmek üzere olan ılık soluğu artık içini ısıtmaya yetmiyordu. Çaresiz, yorgun, küçük ayaklarıyla kalabalın olduğu yere varabildi. Derenin kenarında toplanan kadınlardan bazıları avazı çıktıkça bağırıyor, bazıları ise yumruklarıyla göğüslerini dövüyordu. Çocuk bir kaç yarım adım attı. Hali perişan;

Üstü başı çamur.

Ayakkabısının teki fırlayıp gitmiş.

Yanaklarının üzerinde tuhaf bir his.

Gözyaşlarının sıcağı, yağmur damlalarının soğukluğuna karışıyor.

Bir kaç ürkek adım daha.

Ve annesi görünüyor. O bağırmıyor diğer kadınlar gibi. Dişlerini sıkıyor, hafifçe inliyor, ninni söyler gibi. Kucağında sessizce yatan kardeşine.

Küçük çocuğun tazecik topraklarında iklim değişiyor, sonbahar başlıyor. Yüzü sararıyor. Avuçlarında sıktığı çamurlu yapraklar yavaşça ellerinden dökülüyor.

Furkan Duman Arşivi
32 Sayı: 32 - Haziran 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler