Göze Almasın
Gönüllü yalnızlığı düşünüyorsanız her şeye rağmen hayattan zevk almayı, gerektiğinde ‘hayır’ demeyi, her sorunla tek başına mücadele etmeyi, bir gün öldüğünüzde yani başınızda kimsenin olmayacağını göze almak zorundasınız. Alamıyorsanız yalnızlık denen o meşakkatli yolculuğa çıkmaktan hemen vazgeçin derim. Haksız mıyım?
Bahar Yorgunluğu
Kendimi yorgun hissettiğim bir gün, “Bu herhalde bahar yoğunluğu.” dedim. “Tabii tabii, ben senin her mevsimini bilirim!” dedi iç sesim. Duymazlıktan geldim şimdilik...
Mor Salkımlı Sokakta
Baharın habercisi olan erguvanlar açmıştı geçen hafta. Bu hafta ise mor salkımlar, sümbüller etrafı süslemiş bahar gelmiş dercesine. Söylemesi ayıp, mor salkımlı o sokakta yürüyorum. O meşhur şarkı içimde çalmaya başlıyor. Birkaç kare çekiyorum kimseler görmeden. Sokağa ismini veren paşanın bir süre yaşadığı konağa bakıyorum, bir de konağın karşındaki mor salkımlara. Geçmiş yıllarda ikisini aynı kareye sığdırmaya çalışırken yaşadıklarımı hatırlıyorum. Bu kez bende kalsın hikâyesi.
Uyumsuz
Modern hayat, uyumlu(!) insanları öve öve bitiremez. Sosyal hayata, çevresine ayak uyduramayanlar, itiraz edenler, bağımsız takılanlar ne uyumsuz kişilerdir oysa. Kimseye benzemeyen bu ayrıksı tipler tez elden dışlanmalı, dosyalarına ‘uyumsuz’ oldukları işlenmeli, hatta toplumdan aforoz edilmelidir. Öyle ya, yalnız yaşamak, kimseye minnet etmemek, bildiğinden şaşmamak hoş şeyler değil. Ne halleri varsa görsünler!
Biter mi Arayışımız
Bilgi, görüntü, ses kirliliğine fazlasıyla maruz kaldığımızdan olsa gerek tenhalık, sessizlik, sadelik arıyor ruhumuz. Bu arayış, bakalım başımıza neler getirecek?
Üzen Satış
Ana caddede bulunan, üç katlı yeşil ahşap ev satılığa çıkarılmış. Ev dediğime bakmayın, yalı aslında. Bahçesi, konumu, Boğaz manzarası beni ilgilendirmiyor. Ama her önünden geçişimde, bir odaya sığmayan kitaplarına takılırdı gözüm. Boşaltıldığı için artık o kitaplı oda yok maalesef. Rengârenk çiçeklerin bulunduğu saksılar da pencerelerden kaldırılmış. Üç aydır durumunda bir değişiklik yok, ciddiyetini koruyor yani. “İşte ben hep böyle garip mahzun / Bir şey beklermişçesine yaşıyorum.” diyen Turgut Uyar gibi aslında...
Her Şey Sözde
Ehliyet, liyakat laflarını dilinden düşürmeyen bazı insanların menfaatleri söz konusu olduğunda dut yemiş bülbüle döndüklerine, ilke milke tanımadıklarına artık şaşırmıyorum. Sosyal medyada afili laflar etmeyi, duyar kasmayı gayet iyi biliyoruz. Ama herkes, içinde yaşadığı çirkinliğin bir parçası olmaya öyle gayret ediyor ki. Her şeyin sözde olduğunu, samimiyet denen şeyin bir semt adı bile olmadığını üzülerek görüyoruz.
Şaşkın Ördek
Birtakım uzmanlar yüzünden her şeyden soğuduk. Sanki çok yaşasak başımız göğe erecek, sanki az yaşasak cehenneme gideceğiz. Geçenlerde, “Beyaz ekmek yemeyin diyorlar. Benim atalarım beyaz ekmekle beslenmiş. Ekmek yemeden doymuyorum.” diyen mahalle kasabına hak vermedim değil.
Merhamet
Marketin önünde, bez çantasından mama çıkaran kadını gören otuz yaşlarındaki adam yanındaki arkadaşa, “Şuna bak ya, çantasında mamayla dolaşıyor.” demesin mi! İyiliğe, güzel işlere laf söyleyen, kötülüğü reklâm eden insanların sayısı hızla artıyor ne yazık ki!
Göremiyoruz
Akşam otobüsü hareket edince arkamda oturan iki kadın muhabbete başladı:
-Bak, erguvanlar, mor salkımlar ne güzel patlamış.
-Evet ya, ne güzeller. Sen söylemesen fark etmeyecektim. Yorgunluktan dışarı bakamıyorum ki.
-Oysa ömür geçiyor, ama farkında değiliz.
-N’apalım, hayatımız işe gidip gelmekten ibaret.



