Şu Franz Kafka, öldükten sonra anlaşılmış ve yaşadığı çağa damgasını vurmuş büyük bir yazar. Günümüzdeyse hem bütün dünyada hem de ülkemizde çok okunuyor. Bunu kitaplarının farklı yayınevleri tarafından defalarca basılmasından da anlıyoruz.
Kafka’nın önemli sayılabilecek eserlerinden birisi de “Baba’ya Mektup”tur. Bu eser ülkemizde birkaç farklı yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
Kafka, bu eserinde babasına sitem ederek bir nevi onunla hesaplaşma içine girer. Ve kendisini savunmaya çalışır. Ayrıca kendi hayatına, yaşama bakış açısına dair önemli itiraflarda bulunur.
Baba ve oğul normal hayatta birbirinin müsebbibi ve destekleyicisi iki figürken burada iki zıt karakter halini alır. Kafka’nın babası Hermann Kafka, negatif anlamda kendisine karşı oldukça baskındır. Baba otoriter ve güçlüdür. Maddi kazanımları, iktidarı, normal olanı temsil eder. Sıfırdan başlayarak ticarette ve hayatta başarıya ulaşmıştır. Yaptığı her işi ailesi için yaptığını düşünmektedir. Babası oğlunun kendisi gibi yetişmesini ve hayatta başarılı olmasını ister. Kafka hem babasına hem de hayata karşı pasif ve edilgen durumdadır. Zengin ve güçlü olmak o zamanlarda da (1919) haklı olmak anlamına gelir… Kafka kararsız, Araf’ta kalmış modern çağ insanıdır. Nereye, hangi yöne gideceğini bile bilemez. Fiziksel olarak sıska ve çelimsiz, ruhsal olarak ise içine kapanık, mutsuz, silik bir şahsiyettir. Babasının baskıcı tutumu karşısında evden kaçmayı düşünse de bunu hiçbir zaman göze alamaz. Oysa Ottla Züraü bunu kısmen de olsa başaracaktır.
Babaya Mektup’un, sürükleyici hızlı okunan bir kitap olduğunu söyleyemeyiz. Olaylar ön planda değildir. Akış son derece yavaştır. Bu yavaşlığın bence iki nedeni olabilir. Birincisi Kafka’nın koyu karanlık ruh dünyasının mahzenlerine inmenin zorluğu, ikincisi ise dönemi anlamakta bugünün okurunun çektiği güçlük.
Tamamen Kafka’nın iç dünyasına yaslanır anlatı. Daha ziyade soyut, felsefi bakış açısıyla Kafka’nın öznel düşünceleri ve yorumları verilir.
Babasıyla kendisi arasında kin ve nefret duyguları hâkimdir. Ve bu duygular karşılıklıdır. Bazen babası onu ezilecek bir “haşere” olarak görür. Annesi ise babasına ve diğer hükmedici dünyaya karşı koruyucu, dengeleyici bir rol üstlenir. Annesi Kafka’yı dünyanın kötülüklerine karşı koruyan bir kalkan hükmündedir âdeta. Kafka da annesini sevmektedir.
Baba Hermann Kafka, yoksulluk ve yoksunluk içinde geçen bir çocukluğun ardından çok çalışarak bir yere gelmiş, başarıya ulaşmış bir patrondur. Hem aile bireylerini -özellikle de Kafka’yı- hem de diğer çalışanları kolayca ezilecek bir böcek olarak görür. Ben kendi adıma, “Dönüşüm”ü okurken kahramanın niçin böceğe dönüştüğüne bir anlam verememiştim. Buradaki böcek metaforu babasının düşünce dünyasına bir gönderme olabilir. “Sen beni bir böcek olarak görmek istiyordun, bak ben kendi isteğimle böcek oldum.” demek istemiştir belki de…
Eser, aile ilişkileri üzerinden babayla bir tür hesaplaşmadır. Ancak Kafka, baştan beri mevziye geri çekilmiş, siperlerde saklanmaktadır. Baba ise saldıran, öldürmek veya yok etmek isteyen taraftır. Fiziken olmasa da ruhen böyledir. Babası, Kafka’ya kendi düşünce dünyasına göre hayat hakkı tanımaz. Fakat ne kadar isterse istesin Kafka, babadan kaçamaz. Öğrenimi bitene kadar maddi nedenlerle bağlıdır bir kere. “Senden kaçmak istediğimde aileden de annemden bile kaçmak zorundaydım.” diyerek tepkisini dile getirmektedir. Yine “Seninle ikimiz arasında esaslı bir savaş yoktu; benim işim kısa sürede bitmişti; geriye kalan kaçış, hayata küsme, üzüntü, içsel çatışmaydı.” ifadelerinde belirttiği gibi babasıyla savaşımını daha baştan kaybetmişti. Özgüvenini de… Bunun yerini onun gibi başarılı ve etkili olamamanın getirdiği suçluluk duygusu almıştı. Kafka da babası gibi bir Yahudi olmasına karşın onun kadar dindar değildir. Kurtuluşu Yahudilikte de bulamamıştır. Küçükken sırf babası istiyor diye Sinagoga gider, orada oynarken uyuyakalır. Sertlikten bolca nasibini alan baba-evlat ilişkilerine din ikinci bir sertlik daha ekler.
Kafka, hayatı boyunca “hiçlik” ve “değersizlik” duygularını yoğun olarak yaşamıştır. Yaşadığı yerde kendisini “dışlanmış, işi bitirilmiş, mahkûm edilmiş birisi” olarak görür. Bir nevi üzerine ayakla basılmış bir solucan gibi kaçmaya çalışması da hiçbir zaman fayda vermeyecektir.
Kafka’nın kısmen başarılı olduğu tek alan ise öğrenim hayatıdır. İlköğrenimini tamamlar. Zor da olsa liseyi bitirir, olgunlaşma imtihanını da verir. Hukuk fakültesine kaydolur.
Kafka, mektubu ikinci defa evlenme arzusunun kabul edilmeyişinden sonra yazmıştır babasına. Tabii mektup hiçbir zaman gönderilemez. Kafka’nın evlilik girişimleri aslında babadan, babasından kaçma düşüncesinden başka bir şey değildir. Sevdiği pek çok kadın olmasına rağmen, Felice Bauer, Julie, Milana Jesanka, Dora Diamont, - resmi- evlilikleri bir türlü gerçekleşmiyor. Kafka, bu kitabında evlenmesinin niçin mümkün olmadığını ayrıntılarıyla açıklamıştır. Çünkü evlenmek için babası gibi güçlü ve acımasız olmak gerektiğini düşünür.
Ayrıca o, sevdiği kadınlarla iletişim biçimi olarak da mektuplaşmayı seçiyor. Bu mektuplar da diğer eserleri gibi dostu Max Brodd’un yardımıyla yayınlanmıştır. Oysa o defterleri arkadaşına teslim ederken yakılmasını tavsiye etmişti. Örneğin “Milena’ya Mektuplar” da dilimizde çeşitli yayınevleri tarafından yayınlanmıştır.
Kafka, hayata babasından ve diğer insanlardan farklı bir gözle bakıyordu. Kendi içsel gerçekliğinin peşinden gidiyordu. Babasıyla giriştiği mücadeleyi daha baştan kaybetmiş olsa da ince ruhlu bakış açısıyla hayatın anlamını sorgulamış; Aforizmalar’ına verilen başlığa uygun olarak “günah, ıstırap, umut ve doğru yol” üzerine önemli şeyler söylemiştir. Ayrıca hem çağdaşlarını hem de günümüz yazarlarını oldukça etkilemiştir. Kafka karanlığın içindeki ışığı arıyordu o ışığa da güçlü, zengin ve iktidarda olanlar değil içe bakışı derin olanlar ulaşacaktı. Bu bağlamda “Babaya Mektup” kendi babasıyla ilişkilerini bir daha gözden geçirmek isteyenler ve ruhsal derinliğe hazırlıklı olanlar tarafından zevkle okunabilir.



