Yarasıyla Yâren Olana Aşk Olsun
TEMMUZ Sayı: 32 - Haziran 2019

-Kapanmadığı için uyutmayan yaralar var.

Bende olmasını istediğim.

Bir şeyler yapmak gerek bazen. Yeni bir söz söylemek mesela! Veya kuyuya bir taş atıp kırk akıllının çıkarmasını beklemek.

Zamanın kırılmaları cebimize aynayken geçmişin izleri arasında geleceğin yolunu sormak hepimize ağır gelen sorudur, cevaplayabilene aşk olsun!

Aslında yapmamız gereken, akıp giden zamanda ölümün pençesinden aşırttıklarımızı suretimiz renginde duvarlarımıza resmedebilmektir. En zoru bu olsa da...

Çünkü biliyoruz ki zaman üzerinde atladığımız, oyun çizgileri arasındaki boşluk değildir. Kıymetlimizdir bizim, paha biçilmeyenimiz. Her devrin pazarının müstesnası... İmkânsızımız, en çok sahip olmak isterken… Çoğu defa kan ter içinde son nefesle son defa uzanışımız.

“Kalk ve işe yarar bir şeyler yap,” der, Ezra Pount. Ayağa kalkmak ve en yenisinden paltomuzu sırtımıza geçirip en tazesinden adımlamalıyız sokakları. Bilmenin sırrına ermeli, çarşılara dolaşmadan içimizdeki sokakların kirini-pasını almalıyız.

Yaramaz çocuk heyecanıyla yerimizde duramadan köşe bucağı un-ufak kurcalamalı, şehrin dört bir yanını, evlerimizin mahremini.

Her kapının ardında bir göz olmalıyız, feleğin gelip geçişini kaydeden. Bayram sabahları şeker kaplarına dalıp kaçan o eller bizim ellerimiz olmalı.

İbrahim Tenekeci, “Tanımaya göz yeter de bilmeye kalp gerekir.” diyor ya! Dört açtığımız o gözler içimizde biriken acıların çetelesini tutmaya yetebilecek mi acaba? Ya dilimize dolanan türkülerin hep eksik kalan yanı, bizden evvel secdeye giden başlarımız. Kim tamamlayacak rükû ve secdelerimizin eksikliklerini?

İçimizde biriktirdiğimiz, giderek tortulaşan şeylerin ağırlığını zamanında tartmadık, etiket yapıştıramadık ederine. Şimdi artık geçti o dem. Avucumuza kılıcın parlaklığı yakışırdı.

Ne vakitler yeter onları saymaya ne de ölçüler yeter onlara denk durmaya. Hiç bülbülü olmamış o kadar bahçe varken, her seherde terennümü beklememiz kadardır bahçıvanlığımız ya da bir otobüsün yolcusuz son durak noktası, ömür boyu bekleyedurduğumuz.

Her insanın çığlığı, yarasının derinliği kadardır. Kırgınlıklarımız da öyle, küskünlüklerimiz de... Bir buket çiçek, bir yudum çay, lambamıza konan bir kelebeğin biçilemeyen ömrü ve ağlayışlarımıza denk düşüremediğimiz ağıtlarımız şehrin suskunluğundan bize yadigârdır. Kıymetini hiçbir zaman bilemediğimiz.

Hazan ‘veda’ya duran yola koyulmaya namzet turna katarı. Beni de kendine yoldaş kılmaya geldi. Ruhumun tutuşan en ince tarafı sanki gayya çukuru... İçimin engebeli tarafına takıldı hep çocukluğum, bir türlü başaramadım düz ovaya çıkmayı.

Şimdi ağlamayı bir seremoniyle bitirebilir artık kurumuş gözbebeklerim.

Cesedimin çürüyen taraflarını bekler neferleri izne saldım. Rahatlıkla beyaz bayrağı elime alıp seninle yangınlara su dökmeye gidebilirim, ey düşmanın da en soylusu, saçları kırk örükle örülmüş yaralı ceylanım, ey!

Çokça ağlayıp durdum tarifsiz şeyler uğruna. Nedensiz bir sahiplenmeyle evlatlık aldım tüm sokak çocuklarını. Gök duydu bunu bir tek, feryada doydu; sen kırıp dizlerini sindin gönlümün en kuytu köşesine. Hâlbuki kapıları çok kalın zincirlerle bağlayıp durmuştum.

Sen, zamansız bütün kapıların zincirlerini tek tek çekiştirip kaçan huysuz çocuk gibiydin, hey gidi! Yaralı yüreğim, şimdi nice azara ayarlı tüm kelâma alınabilirsin. Ağlamayı sana çok gördüm. Artık gülebilirsin. Gülebilirim.

Bir kadının sebepsiz ağlayışı, bir adamın idama götürülürken gözleriyle dağları imdada çağrısı, bir bebeğin doğarken boşluğu tekmelemesi... Yordunuz ıslığımı. Bir şeylerden gözlerimi kaçırmaktan harap düştüm. Artık katarla göç yolunda bir yolcuyum. Bilin ki dilimde pelesenk kelamım; yarasıyla yâren olanlara aşk olsun, sözüdür artık.

-İlk taşı atmaya aradığımız, yükledi yaralarını.

Mustafa Işık Arşivi
32 Sayı: 32 - Haziran 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler