Hello Brother
TEMMUZ Sayı: 32 - Haziran 2019

Merhaba kardeşim!

Sen beni hatırlamaz, hatta tanımazsın. 1945 yılının 8 Mayıs’ında bütün kardeşlerim gibi Cezayir’imin bağımsızlığını kutlamak için sokağa çıkmıştım. Zira savaş için Fransa’ya giden gençlerimizin tek dileği buydu. Nazilere karşı olan zaferin, sömürgenden kurtuluşumuz olacaktı. Ama sen kilometrelerce uzaktan gelip sokağımda beni, ülkemde bir buçuk milyon kardeşimi katlettin.

Merhaba kardeşim!

Bilir misin Bosna’mda yaz mevsimi çok güzeldir. Ormanlarında gezinir, tabiatın verdiği tarifsiz huzuru hissedersin. Fakat 11 Temmuz 1995’te işgal ettiğin ülkemde yaptığın soykırımdan kaçmak için girdiğimiz ormanlarda sadece açlık, korku, gözyaşı, silah sesleri ve ölüm vardı. İnsan avladığın bu yedi günlük yolculuğu üç bin beş yüz kişi tamamlayabildi. Evet, ben on üç bin Boşnak kardeşimin çıktığı “Ölüm Yürüyüşü”nden Tuzla’ya ulaşamayanlardanım.

Merhaba kardeşim!

Ben, topraklarıma gelip ülkemin yönetimini Burma krallığının insafına bıraktığın Arakanlı atalarımın torunuydum. Beni toprağında hak iddia edemeyecek bir durumda aç, susuz, evsiz, kimliksiz, hasta, ölümün kucağına ittin. Budistlerin vahşetinden kaçabilen kardeşlerim kötü koşullardaki kamplarda ölmeye devam etti. Benim zavallı vücudum da kanımızla kızıla dönmüş Naf’ta yüzüp gitti.

Merhaba kardeşim!

Bırakmış olsaydınız sana ülkemin güzelliklerinden bahsetmeyi isterdim. Her yeri tarih kokan kadim şehirlerimizi gururla anlatırdım. Fakat ben, ne ülkemde barış içinde yaşamama ne de mülteci olmama tahammül ettiğin dokuz yıllık bir savaşın içinde büyümüş ve ölmüş bir Suriyeliyim. Önce suçumun ne olduğunu bilmeden türlü işkencelere maruz kaldım sonra sevgili ailemi kaybettim. Gördün mü bilmiyorum, fosfor bombaları havai fişeklere benziyor.

Merhaba kardeşim!

Nakba’dan bugüne acımızdan ve kanımızdan beslenerek adım adım topraklarımı işgal ettin. Üstelik 2. Dünya savaşında yaşadıklarına bütün dünyanın ağlamasını isterken yaptın bunu. Bizim yas günlerimiz ise senin sevincin oldu. Tıpkı 27 Aralık 2008’de olduğu gibi… Ablukaya alıp bir cezaevine çevirdiğin Gazze’mde yirmi iki gün boyunca altmıştan fazla merkezi bombalamıştın. Öyle korkak bir zalimsin ki terörist deyip öldürdüklerinin çoğu çocuk ve kadındı. Ben de kardeşlerimin kaçmaya çalışırken üstüne basmamaya çalıştığı cesetlerden biriydim.

Merhaba kardeşim!

Varisi olmamızı hazmedemediğin topraklarımda, Türklerin ata yurdunda, Gulca’da bir Kadir Gecesiydi… Geçmişten gelen nefretini ve açgözlülüğünü biliyorum ama sadece ibadet etmek için bir araya gelmiş kadınlarımızdan ne istemiştin? Aslında dünyadan saklayarak devam ettiğin katliamlarının, işkencelerinin ve kültürümüzü yok etme hırsının sebebini biliyorum. Bildiğim için öfkelisin ve direndiğim için… Bu yüzden beni ve kardeşlerimi o kutsal gecede toplayıp idam etmedin mi?

Merhaba kardeşim!

Senin için önemi yoktur ama asırlar boyunca İslam dünyasının medeniyet merkeziydi benim Bağdat’ım. Medinetü’s-Selam’dı… Ama sen petrol kokusuyla çılgına döndüğün zaman Özgürleştirme Operasyonu adı altında ülkemi işgal edip bir milyondan fazla kardeşimi katlettin. Peki, Ebu Gureyb’i hatırlıyor musun? O erkek çocuklarına babalarının önünde neler yaptığını? Akıl almaz işkencelerle öldürmekten nasıl keyif aldığını hatırlıyor musun? Ben de oradaydım evet. Elektrik verip yakmış ve gülümseyerek yanımda fotoğraf çektirmiştin.

Merhaba kardeşim!

Yıllardan beri topraklarımda devam eden savaşların müsebbibi değişse de sonuç hep aynı. Sadece yokluk, korku, baskı, göç ve ölüm. Yüz binlerce kardeşim doyumsuzluğunuzun, egemenlik hırsınızın kurbanı oldu. Sen de 11 Eylül’den sonra terörü yok edip Afganistan’ı özgürleştireceğini söylemiştin. Evet, çiçekler içindeki oğlumun hafızlık mezuniyet törenine gelip bu amacını en kanlı şekilde gerçekleştirdin. Afganistan’ım değil belki ama artık oğlum da ben de özgürüz.

Rabia Demir Arşivi