Köye zamansız gelmiş mavi bir boncuk ölüm
Bulaşır kemiksiz geceye çıkıp masaldan.
Yine taş edecek kış rüyalarını ocak ayazı
Sahipsiz kendi başına kalmış çiğ sözcükler
Sanırsın bir harami dalmış kelâmın evine
Yollarda kalmıştır baharın çalışkan bakıcısı.
Uçurum kenarında küheylan eğiten bir adam
Bir adım gerisi zemheri berisi bir tas baldıran.
Gecenin kıyısında biriken bir yere tutunamayan
Esrik bir rüyanın içine düşer, kayalar kara çalılar
Masallarla süslü sözcükler açar dilinde
Odadan odaya dolanır delişmen kahkahalar
Ve ölüler de güler birden, o ardıç kuşları.
Günbegün erir hoyrat sözlerin içinde ömür
İtilir yetim çocuklar, duygular inim inimdir
Bir kuş öter az ötede, kınalı avucunda eşiğin
Toprağa meyleder avaz bitince gözyaşı
Birikmiş günahlarındandır en çok ağlaması
Ve yan yana uzanan, birbirine sır olan
Gündüz hayıflanışları, sıcak çakmak taşları…
Yıldızlardan taşarsa bir tutam sonsuzluk
Yani “Seksen günde devri âlem” ettiğimiz
Kopçaları dağılmış bir yolculuğun ardından
Evimi bulmak kolay bir ihtimal gibi
Yakalamışken eşikte sarışın ölüm
Alır yerini hiç konuşmadan o annenin esmer kızı.

