Kudüs avazın göğsümden çıkar basamak basamak
Anlar şimdi ne çok özlem ne çok iç burkarak
Ve utanaraktan dalmış kuşlar gibi
Kanatır kendini mahcubiyet kesik ısırıklarla.
Toplar sayısız çocuklar annesiz sevinçler
Ağaçsız tarlalarda yitik havariler
İsa ve Musa yaşar bu sevdanın yüreğinde
Sessiz bir çığlık bile tutsaktır, ellerimde
Kurumuş kanlar, zamanın yüzündeki ateş
Zeytin ağaçları içinde büyüyen çocukluğumuz
Bu kadar incitici olmamıştı hiç
Sessizlik; hatırlamanın suç ortağı.
Kudüs’ten kalkar, göğsüme konan kuşlar
Yaşamışlığın varsa, gündüzün karanlığında
Ah ırmaklar zamanlardan geçen ırmaklar
Bekler Selahhadin’i kıssalarla gazalarla
Mescid-i Aksa’nın dört kapısında.
Unutmak seni, gelmemek sana, kabaran
Hasret içimizde, hınç vuslat göğsümüzde
Ne varsa olmuşluğumuz uçuşan
Açınca gönüllerde Zülkarneyn çiçekleri
Utandı sonra görünce bizi
Haydi durma as beni sesinle ey kaybolan
Bir ses mi yoksa hiçbir şey mi
Ya da bütün açlığıyla ölüm müdür bizi kuşatan?
On dört Mayıs sokağında vurulmuş kardeşim.
Derken sızılı bir yağmur başlar yukarılardan
Karışır ince ince kalp sularına
Güneş’in doğuşuyla bir çocuk ölür Bağdat’ta
Geçmiş sabahlarla oynayan bir odada
Uyanmadan uzağa düşmüş bir boşluktan
Yalnızlıktı Kudüs’te ölümün garip şeklini alan
Ey bileği bükülmeyen gelecek!
Göğsümde sinsi şeytanlar var beni kıvrandıran
İyilikler topluyorum büyüyen inancımdan
Her şeyi bırakıyorum size Rachel ve Vittori’a
Magaribe kapısında duran
Örülü durur orada paletten bir duvar
Şükür Musa ve Zekeriya çıkar Esbat kapısından
Uçar bembeyaz bir kuş kapıdan uzaklara
Bırakır kendini Selahaddin’in omuzlarına
Adres soran mor salkımlı erguvanlar
Bir yana Şaver onu alır sol yanına.
Düş oluyorsun, sığmıyorsun haritalara
Düşünce akıllarına sen taş kesiliyorlar
Ve bir gün dönebilir dünyaya
Akşamüstünün kızıl kapısından
Kimsesizliğin hatırlattığı mezarlıklar gibi değil
Yaşayan başka sürgünlüktür burada nasılsa
Kopacak kıyamet orda olacak herkes
Bütün topladıklarıyla.
Diyorsun ki ne zaman geleceksin sen bana
Hatırla eski günleri Ömer’i, ümmeti
Gün gelir unutabiliriz kanın iki kere kırmızı olduğunu
Yirmi dört bin karanfil ekilmiş toprağa
Biraz Hanzala biraz da intifada iyi gelir
Dağ yüzlü hüznün başlangıcında.
Açınca gönüllerde Zülkarneyn çiçekleri
Utandı sonra görünce bizi
Haydi durma as beni sesinle ey kaybolan
Önümde uzayan zeytin bahçeleri
Ve akar akşamdan Sidretül-Münteha’ya o anlatılmayanlar
Adil-i Mutlak Allah Galib-i Mutlak.
