Zülkarneyn Çiçekleri
TEMMUZ Sayı: 26 - Kasım 2018

Kudüs avazın göğsümden çıkar basamak basamak

Anlar şimdi ne çok özlem ne çok iç burkarak

Ve utanaraktan dalmış kuşlar gibi

Kanatır kendini mahcubiyet kesik ısırıklarla.

Toplar sayısız çocuklar annesiz sevinçler

Ağaçsız tarlalarda yitik havariler

İsa ve Musa yaşar bu sevdanın yüreğinde

Sessiz bir çığlık bile tutsaktır, ellerimde

Kurumuş kanlar, zamanın yüzündeki ateş

Zeytin ağaçları içinde büyüyen çocukluğumuz

Bu kadar incitici olmamıştı hiç

Sessizlik; hatırlamanın suç ortağı.

Kudüs’ten kalkar, göğsüme konan kuşlar

Yaşamışlığın varsa, gündüzün karanlığında

Ah ırmaklar zamanlardan geçen ırmaklar

Bekler Selahhadin’i kıssalarla gazalarla

Mescid-i Aksa’nın dört kapısında.

Unutmak seni, gelmemek sana, kabaran

Hasret içimizde, hınç vuslat göğsümüzde

Ne varsa olmuşluğumuz uçuşan

Açınca gönüllerde Zülkarneyn çiçekleri

Utandı sonra görünce bizi

Haydi durma as beni sesinle ey kaybolan

Bir ses mi yoksa hiçbir şey mi

Ya da bütün açlığıyla ölüm müdür bizi kuşatan?

On dört Mayıs sokağında vurulmuş kardeşim.

Derken sızılı bir yağmur başlar yukarılardan

Karışır ince ince kalp sularına

Güneş’in doğuşuyla bir çocuk ölür Bağdat’ta

Geçmiş sabahlarla oynayan bir odada

Uyanmadan uzağa düşmüş bir boşluktan

Yalnızlıktı Kudüs’te ölümün garip şeklini alan

Ey bileği bükülmeyen gelecek!

Göğsümde sinsi şeytanlar var beni kıvrandıran

İyilikler topluyorum büyüyen inancımdan

Her şeyi bırakıyorum size Rachel ve Vittori’a

Magaribe kapısında duran

Örülü durur orada paletten bir duvar

Şükür Musa ve Zekeriya çıkar Esbat kapısından

Uçar bembeyaz bir kuş kapıdan uzaklara

Bırakır kendini Selahaddin’in omuzlarına

Adres soran mor salkımlı erguvanlar

Bir yana Şaver onu alır sol yanına.

Düş oluyorsun, sığmıyorsun haritalara

Düşünce akıllarına sen taş kesiliyorlar

Ve bir gün dönebilir dünyaya

Akşamüstünün kızıl kapısından

Kimsesizliğin hatırlattığı mezarlıklar gibi değil

Yaşayan başka sürgünlüktür burada nasılsa

Kopacak kıyamet orda olacak herkes

Bütün topladıklarıyla.

Diyorsun ki ne zaman geleceksin sen bana

Hatırla eski günleri Ömer’i, ümmeti

Gün gelir unutabiliriz kanın iki kere kırmızı olduğunu

Yirmi dört bin karanfil ekilmiş toprağa

Biraz Hanzala biraz da intifada iyi gelir

Dağ yüzlü hüznün başlangıcında.

Açınca gönüllerde Zülkarneyn çiçekleri

Utandı sonra görünce bizi

Haydi durma as beni sesinle ey kaybolan

Önümde uzayan zeytin bahçeleri

Ve akar akşamdan Sidretül-Münteha’ya o anlatılmayanlar

Adil-i Mutlak Allah Galib-i Mutlak.

Ahmet Tepe Arşivi