Düştüğün yerde bulacaktır seni
Savaş görmüş kuşlar
Uçsunlar göğünde bir o yana bir bu yana
Bakışların kaldıramaz ayağa seni, sarıl toprağa
Bırakma göklerde uçan o yazgıyı
Geçmemişse yaşamak yorgunluğundaki
Tırnak izleri, gidecek bir yer kalmamışsa
Bir yaşanılan ölümse, kahırsa
Uzar gölgeler yerden
Unutulur duyulmaz çocuk sesleri
Gün son saatlerini yaşarken
Yine o kahredici sesler yürekleri sarsmakta
Göğsü göğsünde şimdi ikindinin
Yaşlı bir ağaç var dallarında
Öldüren öldürüyor öldürme dedikçe kitap
Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar
Bitmemiş yenilgiler gelir akla
Çalıştıkça unutmaya, durmaz
Hüznü ve acıyı doğuran son rüzgârlar
Kucaklara sığmayan bir gökyüzü
Toprağın üstünde güneşi sarar
Yollarda ağlayan tarlalar bekliyor kenarda
İlim sabır gerektirirmiş, dağıtmak
Ne varsa ahde vefa
Girip çıkanlar var Horasan’da
Yüzleri güldüren eski hayatlar olacak
Büyürse hasret vatan düşünce akla
Hastalıklı akşamların karanlığında
Zaman kara çalar, güzel eski insanlar
Göğsüne düşer göğsü ikindinin.
Ulu gök, gece yüksek ürküten sessizlik
Otuz iki diş var bu dünyanın baldırlarında
Annen yanımda baban başımızda
Musibetlerin acıların ellerini bağlarlar.
Gelip gidiyor göğsündeki ikindi
Mavi bir rüya görüyor dünya
Mutluluk güzel bir şeydir diyor kuşlar
Gülmek açılmaz kapılar arkasında
Hayatın yerine geçen ne var bu günün duvarlarında
Şimdi yanmaz mıyım pırıl pırıl yanan ay ışığına
İhtiyar bir dev bakıcısı mı başkaldıran?
Yolları kapatan kuşlar şimdi soluk soluğadır
Arılar sağda solda koşumlu birer ulak
İnsan insan olmalı selam verilecek kadar
Yanık yüzler görünüyor su bardağında
İlk günkü günahkâr gibi hala insan.
