“Türkiye cumhuriyetinin değerli vatandaşları;
Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir…”
Küçük yemek büfelerin olduğu alan hızla doluyor, insanlar televizyonun etrafında toplanıyordu. Beti benzi atmış haber spikeri bu sözleri nereye bağlayacaktı acaba?
İnsanlar ağzı açık, bildiriyi dinlerken içlerinden yaşlı biri “Darbe olacak.” dedi canı sıkkın bir şekilde elini arkaya savurarak.
“Dur bakalım hele dinleyelim.” dedi bir başkası. “İşin aslını öğreniriz nasıl olsa.”
Alandaki masalardan birinde iki çocuklu bir aile yemek yiyordu.
“N’oluyor? Bu bildiri de ne bu saatte?”
“Bilmiyorum da önemli bir şey değildir herhalde. Dur bir bakayım.” dedi Hüseyin kalabalığa doğru yürüyerek.
Hüseyin’in telefonuna mesajlar yağıyordu . Esma’nın telefonu çaldı o sırada;
“Efendim anne.”
“Kızım n’aptınız? Yola çıktınız mı?”
“Yok anne, daha çıkmadık. Çocuklar “Acıktık.” dediler evden çıkarken. Bir şeyler yiyoruz şimdi çarşıda.”
“Çıkmayın yavrum. Evinize dönün.”
“Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir…….”
***
“Uyusun da büyüsün niiiinni
Doğru yolda yürüsün niiinniiii
Eli açık olsun niiiinni
Fedakar olsun niiinniiii”
Esma küçük kızını ayağında sallarken en kötü olasılıkları düşünüyordu. 28 Şubat’tan bu yana “gerici” faaliyetlerini aksatmadan sürdürmüştü Esma. Hüseyin’in de Fetö ile mücadelesi, işinden olacak hale getirmişti onu. Öldürmeseler bile onları, ölmekten beter edeceklerinden kuşkusu yoktu Esma’nın.
Esma; yakınlarını, dostlarını, yıllarca verilen mücadele sonucu elde edilen kazanımları, umutları kırılacak mazlumları, intikam ateşiyle yanan Allahsızları, bundan sonra ne olacağını düşünüyordu.
Yaslandığı koltukta uyuyakalmış oğlunun kaşlarını çattığını gördü. Kötü bir rüya görüyor olmalıydı. Uzanıp başını okşadı oğlunun. Çocuk çok geçmeden rahatladı.
“Uyusun da büyüsün niiiinni
Doğru yolda yürüsün niiinniiii
Allah için yaşasın niiiinni
Allah için ölsün niiinniiii”
***
“N’aptın Hüseyin? Neredesin”
“Meydandayız.”
“Çocuklar uyudu. Geliyorum ben de.”
Esma gözleri yaşlı anneannesiyle vedalaştı.
“Dua et annane.”
“Etmem mi guzum. O anan olacağan elinden az mı çektin? Böğünlere golay mı geldin? Hinci o anan için de get! Boyu devrilesicelere yol vermen!”
Şubat’ın soğuğundan nasibini alanlardandı Esma. 28 Şubat sürecinde Üniversite eğitimini yarıda bırakmış, baba ocağına dönmüştü. O vakitler annesi ve babası evleri ayırmıştı. Esma’nın parçalanmaya yüz tutmuş ailesi onu sıcak karşılamadı. Babası kararı Esma’ya bıraktığını söylese de, içten içe kızının okula devam etmesini istiyordu. Annesiyse küplere binmişti. Kendi evliliğinde yaşadığı ezikliği okumamışlığına bağlayan kadın, aynı şeyleri kızının yaşamasını istemiyordu. Maddi bağımsızlığın insanı güçlü kıldığına inanıyordu. Kadın; “Okula devam etmezsen, seni saçlarından sürüye sürüye götürürüm.” diyecek kadar ileriye gitmişti.
Esma her şeye rağmen kararından dönmedi. Babasının yanına yerleşti. Bir konfeksiyon mağazasında işe girdi. Kazandığı parayla dil kursuna gitti. İyi seviyede dil öğrenince, küçük meblağlar karşılığında çeviriler yapmaya başladı. Çevirileri çeşitli dergilerde yayımlandı.
Süreç içinde Esma’nın annesi ve babası yeniden bir araya gelmiş, Esma evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı. Zaman içinde Esma ile annesi arasındaki gerilim azalmış olsa da, ilişkilerindeki en ufak sarsıntıda yeniden şiddetleniyor, çoğunlukla Esma’nın alttan alması sonucu normale dönüyordu. Kadın, kızının okulsuzluğunu bir türlü hazmedemiyor, kızının maddi sıkıntı çektiğini, neredeyse 40 yaşına gelmiş olmasına rağmen iyi(!) bir yere gelmemiş olmasını kabullenemiyordu
Esma ise inandığı yolda emin bir şekilde ilerliyordu. Esma’nın kendine verdiği değer, Allah’la kurduğu saygılı ilişkiden, mutluluğu insanların hayatına kattığı değerden ileri geliyordu. Esma, annesine merhametle yaklaşıyor, bir gün onu anlaması için Allah’a dua ediyordu.
***
Meydan bayram yeri gibiydi. Gecenin ilerlemiş saatine rağmen neredeyse tüm şehir sokaklara dökülmüştü. Arabalar konvoy halinde coşkulu kalabalığa kornalarıyla eşlik ediyordu.
Havadaki ellerin her biri farklı bir görüşe işaret etse de şehirden tekbir ses yükseliyordu:
“Allahu ekber!”
Esma bir an için iç geçirdi.
“Şu direniş 28 Şubat’ta da gösterilseydi ne olurdu sanki?”
Sonra etrafına baktı. Tek yürek olmuş insanlara dikkat kesildi.
“Bugünü görmeye değerdi. Sonuç ne olursa olsun, dünya gözüyle bu topraklarda böyle bir direnişi gösteren Rabbimize hamd olsun.”

