1
15 Temmuz 2016; en azından bir asırdır kısılmaya çalışılan yahut sevmediği, reddettiği sözleri, şarkıları söylemeye zorlanan halkın sesinin, ümüğüne yeniden çöken kirli elleri aşarak Hakk’ın sesine, çağrısına kulak vermesinin, o sesle bütünleşmesinin tarihi oldu.
15 Temmuz darbesinde halkın önemli bir bölümü sinmedi, evlerine kapanmadı, kabuğuna çekilmedi. Diğer darbelerin ve darbe girişimlerinin aksine, yöneticilerin de çağrı, destek ve teşvikiyle sokaklara, meydanlara çıktı. Darbecilere karşı koydu. Özellikle İstanbul ve Ankara’da darbeciler tarafından işgal edilen bütün mahaller, kurumlar, meydanlar oldukça kararlı, intizamlı ve cansiperâne bir mücadele sonunda teker teker teslim alındı, kurtarıldı, işgalcilerden temizlendi. Bu sırada yüzlerce insan şehid düştü; binlerce direnişçi yaralandı. Direnenler, karşı çıkanlar kadar bu işgal girişimini ve ihaneti izlemekle yetinenler, marketlere, fırınlara, bankamatiklere koşanlar hatta darbeyi destekleyenler de oldu. Bazı şehir ve bölgelerde darbeciler alkışlandı, sosyal medyada darbeye çanak tutan yorumlara rastlandı, salâ okuyan imam ve müezzinler bazı beldelerde saldırıya uğradı. Direnişi küçümseyenler, daha ilk saatlerden itibaren sulandırmaya gayret edenler, dış basını etkilemeye ve yanıltmaya çalışanlar, emperyalist çevrelerle birlikte hareket eden kişi ve çevrelerin yanı sıra; Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya dek müslümanların yaşadığı birçok ülkede, yörede darbeye lanet okuyan, direnişi destekleyen, Türkiye için dua eden, gösteri yapan, sokaklara çıkan insanlara da rastlandı. Darbe püskürtüldü hatta kısmî bir devrim süreci yaşandı. Oyunu bozan, tuzakları boşa çıkaran, ölümü göze alarak kolektif bir özne cesametiyle sahneye el koyan halk, iradesine ve geleceğine sahip çıktı. Ezanları ve salâları yasaklayan darbelerin yerini, darbe girişimini akamete uğratan, emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin hevesini kursağında bırakan ezan ve salâlar aldı. Bir Temmuz süvarisi gibi bütün memleketi dolaşan halkın sesinde “Hakk’ın sesi”nin de yankıları işitildi, yansımaları görüldü.
Başlıkta geçen ve tevriyeli bir kullanıma sahip olan Hakkın Sesleri, malum olduğu üzere, Mehmed Âkif’in Safahat’ını oluşturan kitapların üçüncüsünün adıdır.1 Bu eser, ağırlıklı olarak, Mehmed Âkif'in bazı ayetlerin adeta manzum yorumunu yaptığı şiirler içerir. Yazımı Balkan Savaşı yıllarında başlayan bu şiirlerde Âkif; kaygı ve kızgınlık içinde çırpınır, öfkeyle haykırır, çaresizlikle ağlar. Fakat umudunu tamamen kaybetmez; halkın silkinerek üzerindeki ölü toprağını atacağına dair inancını korumaya çalışır. Çeşitli ayetlerden ve bir hadisten hareket eden Mehmed Âkif; tembelliğe, hissizliğe, ye’se, akılsızlıklara, cehalete ve milletin içine serpilen ayrılık tohumlarına dikkat çekmiş, bütün gücü ve imkânıyla halkı, müslümanları, ümmeti uyarmaya, uyandırmaya çalışmıştır.
Temmuz Direnişi, bir yönüyle, Âkif’in yeniden ve güçlü bir avazla dönüşü olarak da görülebilir. Direnişin çekirdeğini oluşturan kişi ve öbekler, onun yetişmesi için çırpındığı “Âsım’ın Nesli”nden önemli izler taşıyan insanlardı. Üzerine çeşitli şallar atılarak hayatın ve edebiyatın dışına itilen, gözden düşürülmeye ve unutturulmaya çalışılan Âkif’i okuyan, yaşatan, gündemleştiren insanlar, çevreler hep oldu elbette. Fakat bu sınırlı yahut çarpık ilgi, Mehmed Âkif’i -deyiş yerindeyse- son cemaat yerinde tutmayı başarabilmişti ancak. “Âsım’ın nesli”nden ciddi izler taşıyan Temmuz Direnişi, üstadı oradan alıp tekrar kürsüye çıkardı bir bakıma. Onun asıl çabası, cehdi, çizgisi böylelikle gövdeleşti, halk içerisinde maya tuttuğunu göstermiş oldu.
2
15 Temmuz’daki darbe girişimi ve ardından gelen halk direnişi, sanatın diğer kollarının, türlerinin yanı sıra, belli ölçülerde şiire de yansıdı kuşkusuz.
Bir kere, hiç azımsanmayacak sayıda şairimiz direnişin içinde yer aldı, gücü yettiğince mücadele verdi. Bu da bizim geçmişimizde pek benzeri olmayan bir durumdu. Birçok yönden umut aşılayıcı, sevindirici bir gelişme ve tanıklıktı. Hakkın Sesleri’nin şairi Mehmed Âkif’in bir asır önceki çabası ve çırpınışı, böylelikle güncel boyutlanmalar, örneklikler, taze yansımalar kazanmış oldu. Bilinç ve duyarlılık; şairinin elinden tuttu, onu yangının ve yıkımın içinde koşturan halkının içine kattı, çıplak eller kalemden önce duaya kalktı, tanklara ve mermilere siper oldu, ateşi söndürmek için su aradı. Kardeşlerinin sesiyle birlikte kendi avazını da sınadı, yeğniltti, onardı, tahkim etti. Aynı saflarda yer buldu, el bağladı, omuz verdi, adanmışlığı tattı. Dizelerin uçuşmasından önce, dizlerinin titremesine engel olmayı öğrendi. Uçaklar, tank ve tüfekler karşısında ne çelik tabyalar istedi ne de miğfer; kelam kürsüsünü ateş meydanının içine getirdi. Meydan ortaya çıktığında korkudan arkasına aşmadı, sadağında ne biriktirdiyse zorbanın ve hayının üstüne onları seferber etti.
Şiire yer veren dergiler, özellikle ağustos ve eylül aylarında bu konuyu gündemlerine aldılar. Bu duyarlılık, bu bilinç ve dikkat, birkaç ay sonra büyük ölçüde azalmış görünse de nicelik açısından genel performansın iyi olduğunu söylemek mümkündü. Dergi kapakları da söz konusu hissiyatı ve içeriği yansıtan tasarımlara sahipti. Bayrak, hilal ve yıldız, tanklar, askerler, mücadeleden ve meydanlardan enstantaneler, ayet mealleri, asker postalı, şehitler ve direnen halk gibi görseller öne çıktı. Kapak tasarımlarını bu temayı dikkate alarak hazırlayan dergilerin yanında, açık ya da dolaylı bir şekilde bu konuyu işleyen şiirlere yer veren dergiler de oldu. Özel dosyalar yapıldı. Onlarca, yüzlerce şiir yazıldı. Programlar, etkinlikler düzenlendi; nöbet gecelerinde sergiler, stantlar açıldı, şiirler okundu. Ardından seçkiler, antolojiler, kitaplar da ortaya çıktı. Niteliği tartışılabilir olsa da bir derdin, sorumluluk hissinin, bir bilincin dışavurumuydu bunlar sonuçta. Sadece bu yönüyle bile çok değerliydi. Daha önceki darbeleri, acılı dönemleri, söz gelimi 28 Şubat sürecini o sıcaklık ve sancı ile eşzamanlı olarak dile getiren şiirler yok denecek kadar az idi. Edebiyat korkmuş, kaçmış, başkalaşmış, uyuyup kalmıştı o süreçte. Şairler bu kez susmadı, konuştu, söz aldı, tanıklık etti. Bu gelişmelere bîgâne kalan, oralı bile olmayan, eski alışkanlıklarının içinde dönenip duran kişiler ve çevreler de vardı elbette. Özellikle sol, Kemalist çevreler ve bazı liberal sonradan görmeler bu konuda berbattı. Bazen gizlemeye, kıvırmaya çalışsalar da gerçek yüzlerini açığa çıkaran tutumlardan, öfke ve düşmanlık hâllerinden kaçınamadılar.
15 Temmuz’la ilgili olarak şimdiye dek yazılan şiirlerin hepsini görmek, incelemek, değerlendirmek zor elbette. Bu, devam eden, dinamik bir süreç zaten. Nitekim Cevat Akkanat, kısa bir süre içerisinde, hem birçok dergiyi tarayarak hem de şairlerle temas kurarak devasa bir antoloji hazırladı.2 İleride hem bu alanla ilgili şiirlerin hem de bu şiirlerle ilgili derleme ve değerlendirme çabalarının artacağını düşünüyoruz.
Yeri gelmişken söylemekte yarar var: Nicelik bakımından epeyce bir yekûna ulaşmakla birlikte bu şiirlerin çoğu nitelik bakımından fazlasıyla zayıf. Önemli bir kısmının, bir duygu taşması sonucu çalakalem yazıldığını söylemek mümkün. Estetik, ikinci planda çoğunda. Klişe ifadelerle, niteliği boşlayan söyleyişlerle, özgünlükten yoksun duygu ve düşünce açıklamalarıyla dolu çoğu. Fakat kendi özünde bir hayatiyet taşıyan bu tematik düzlem; diriliğin yanı sıra nitelik, çeşitlilik, özgünlük gibi değer dizgelerini dikkate aldıkça zaman içerisinde güzel ve etkili örneklere de kavuşacaktır. Bu kaynağın kurumaması önemlidir ve son çözümlemede yüzlerce metin içerisinden on, yirmi şiirin ayakta kalması bile ciddi bir kazanımdır, altı çizilmesi gereken bir edebî tanıklıktır.
Şiirlerdeki nitelik düşüklüğünün önemli nedenlerinden biri; son dönem şiirimizin siyasal ve toplumsal hadiselere yer vermeye, bu tür konuları işlemeye alışık ve yatkın olmamasıdır. Birçokları için şiir hâlâ kişisel duygulanma ve bunalımların aktarım aracı gibi algılanmakta; steril ve seküler bir alışkanlıklar zinciri şairin zihnini kolayca esir almaktadır. Şairlerin birçoğu, zihinlerinde şiire ilişkin böyle sakat ve kırılgan bir kompartıman taşımaktadır. Şiirle ilgili olarak ortamda dönüp dolaşan beylik yargı ve kabuller, bu konudaki acemiliği, şaşkınlığı, beceriksizliği, yetersizliği ister istemez artırmaktadır. Bu alanda içeriden barikatların aşılması, nitelik ve özgünlüğün yanı sıra karakteri ve tanıklık gücü yüksek şiirlerin yazılmasını da beraberinde getirecektir.
15 Temmuz şiirlerinin göze çarpan özelliklerinden biri de Mehmed Âkif’in Hakkın Sesleri kitabını hatırlatacak şekilde bazı ayet ve hadislere yer verilmesiydi. Âkif’ten mülhem dizeler, ifadeler, tamlama ve kelimeler de ağırlıklı bir yer tutmaktaydı. Safahat şairinin bazı şiirlerinde görülen “eski zafer ve kahramanlarla karşılaştırma” tutumuna bu şiirlerde de rastlanmaktaydı. Bunun yanında, direnişçilerin ebabillere benzetilmesi, geleneksel bir yaklaşım olmanın ötesinde, Kur’an’la kurulan bağın da bir göstergesiydi. Şeytanlaşma, şeytana uyma birçok şiirde kınanırken; sapkın Mehdi ve Mesih anlayışına, beklentisine yönelik tepki de dikkat çekiciydi. Bu cümleden olarak, darbeciler ve yandaşları için bazı şiirlerde kullanılan “Haşhaşi” nitelemesini, çağrışımını da anmak gerekiyor. Diğer taraftan yine Kur’an’da ve kadim kültürde geçen “melekler, Allah’ın gaybî yardımı, bünyanun mersus” gibi kullanımlar da akılda tutulmalı.
Birdenbire dikkate değer bir “sosyalleşme” boyutu kazanan 15 Temmuz temalı şiirlerde “ezan, salâ, tekbir” vurgularının ağırlık bir yer tuttuğunu tahmin etmek zor değil. Zaman zaman sağcı, milliyetçi vurgulara haddinden fazla eğilim gösteren bu şiirlerde; her kesimden, her kökenden insanın çehresine, sesine, çabasına dönük saptamalara da rastlanıyordu elbette. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili tespit ve övgülerle sık sık karşılaşmak da mümkündü kuşkusuz bu şiirlerde. Kardeş coğrafyalara değinileri ve aynı zamanda farklı ülkelerde yaşayan şairlerin katkılarını da anmak lazım yeri gelmişken. Şimdilik sayısı çok az olsa da “görsel şiir” olarak nitelendirilebilecek çalışmaları ve karı koca birlikte yazılan şiirleri de sıra dışı örnekler bağlamında kayda geçirelim.
Çok yönlü bir “telmih tomarı” da çıkardı karşımıza 15 Temmuz temalı şiirler. Telmihin çeşitli ayrıntılar eşliğinde canlandığını, çeşitlendiğini, yeniden şiire nüfuz ettiğini gördük bu süreçte. Adı anılan ve kıssalarından kesitler aktarılan bazı peygamberlerin, şiirlere serpiştirilen bazı ayet ve hadislerin yanı sıra uzak ve yakın tarihte yaşamış kişiler de çıkıyordu karşımıza. Gemileri yakan Tarık bin Ziyad, Âkif’in şiirlerinde geçen kişi, sahne ve tarihsel kesitler, Yusuf ve kuyu anlatımı, Âdiyat suresini hatırlatan aktarımlar, Ebrehe ve Ashab-ı Fil vakası, Türk-İslam tarihinin önemli aktörleri, “şehrin bir ucundan koşup gelenler”e dair vurgular hatta Gazze’de buldozerlerin karşısına dikilen Rachel Corrie ve Diriliş Ertuğrul dizisi hatırlanarak şiire serpiştirilmiş sözler ve sahneler bu bağlamda zikredilebilir.
Daha önce yazılmış şiirlerin yeniden gündeme geldiğini de gördük bu arada. Bazı dergiler Mehmed Âkif, Necip Fazıl, Arif Nihat Asya gibi şairlerin konuya denk düşen ve çoğu insanın okuduğu yahut dinlediği şiirlere yer verdiler bu süreçte. Eski epik, zaten bir ölçüde dolaşımda olan yerleşik hamaset de bu vesileyle dirilmiş, canlanmış, güncellenmiş oldu. Yeni örneklerin bazılarında da bu şiirlerin taklit edildiğini görmek, gözlemlemek mümkündü. “Vatan, millet, Sakarya edebiyatı” yaftasıyla küçümsenen bu örnekleri, edebî bir metin, şiir olmaktan çok, zayıf ve fakat iyi niyetle dışa vurulmuş bir hissiyat dökümü olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu toplam; edebî ve estetik kriterlerle değil, daha çok sosyolojinin verileriyle, ölçütleriyle değerlendirilmeli şüphesiz.
Bir diğer önemli husus, şiirlerin önemli bir bölümünün ithaf içermesiydi. Bunların çoğu Ömer Halisdemir, Halil Kantarcı, Yasin Naci Ağaroğlu, Abdullah Tayyip Olçok, Uhud Işık gibi o süreçte şehid düşen kişilere yönelikti. Bir kısmı şiir katına erişmese de büyük kahramanlık ve yararlılık gösteren kadınlara, genç kızlara, analara, dedelere, direnişçi köylülere ve gazilere adanmış metinler de okuduk bu bağlamda.
Temmuz Direnişi’nde farklı sosyal katmanlara ve yaş aralığına sahip kadınlar da önemli bir rol üstlenmişti. Darbecilere herkesten önce karşı çıkan, bazı askerleri ikna etmeye ve bu ihanete ortak olmaktan vazgeçirmeye çalışan, şehid düşen, yaralanan, bazı bölgelerde direnişe güç katan, kamyonuyla direnişçi taşıyan, sopasıyla yollara çıkan, görevi başındayken katledilen, yaralananlara ilk müdahaleyi yapan, kocasını ve evlatlarını mücadele için bizzat kendisi yüreklendiren kadınlar unutulmaz yiğitliklere, fedakârlıklara, gayretlere imza attılar. Kadın şairler de nicelik ve nitelik açısından önemli şiirler yazdılar bu süreçte. Bu da dikkate alınması gereken noktalardan biri oldu.
FETÖ’nün arkasında durduğu kabul edilen asıl düşmanlara, emperyalist ülke ve çevrelere yönelik eleştiriler de şiirlerde öne çıkan noktalardan biriydi. “Sözde aydınlar”a, darbeye alkış tutanlara, “tiyatro” diyenlere, direnişe dudak bükerek bakanlara eleştiriler de önemli bir boyuttu. “Bir aydın sapması” olarak nitelenebilecek bu yaklaşımlara da şiirin içinden eleştiri okları savruldu.
Özetle halkın sesi, avazı, çığlığı, feryadı, hıçkırığı, duası 15 Temmuz temalı şiirlerde ağırlıklı bir yer tutmaktaydı. Kimi zaman açık ve yalın kimi zaman örtük, buğulu, titrek olsa da bu seste hak olana, yalnızca Hakk’a tapmaya, hakikate dair vurguları, değinileri, yankılanışları işitmek, bulmak, hissetmek mümkündü.
1- Balkan Savaşı yenilgisinin ülkeye büyük bir korku, utanç ve acı yaşattığı günlerin ardından 1913 yılının ilk aylarında kaleme alınan ve 10 şiirden oluşan Hakkın Sesleri, aynı yılın haziran ayında, İstanbul’da Sebilürreşad Kütüphanesi’nin 7 nolu kitabı olarak yayımlanmıştır.
2- Cevat Akkanat, Darbeye Direnen Şiirler / 15 Temmuz Direniş Şiirleri Antolojisi, Sultanbeyli Belediyesi, İstanbul Ekim 2016, 380 s.

