Korkunun Ölümü
TEMMUZ Sayı: 9 - Nisan 2017

Soğuk ve çelimsiz elleri var korkuların. Kesik nefes aralıklarına, şifreli mesajlar yerleştirip, el altından satıyorlar nefret tohumlarını korkular. Acizliğin dibinden gelen ürkütücülüklerini, intikam duvarlarından yükselen seslerinin yankılarına borçlular. Korkular… Bağışlayıcılığı hapsettikleri zindanlarda, kibirlerinden gelen gururlarına nöbet tuttururlar. Bir tek kendilerinden olanları affederler. Onlar daha büyük korkuların efendileridir. Korkulara göre adalet yalnızca efendileri içindir.

Eli ayağı bağlanmış cesaretin korku zindanlarında. Gösteri toplumunun gösteriş meraklıları kuşatmış vitrinleri. Vitrinler; ne kadar kalabalık görünüyorsa o kadar yalnız, sahte gülümseyişleri gözlerinden belli kurmaca insanlarla dolu. Biraz mutluluk, biraz umut, biraz duyarlılık, biraz sorumluluk… Kurgunun suya yansımasında apaçık görünen olumsuzluklar itinayla gizlenmekte. Korkular vitrinlerde cesaret maskesi altında böyle boy göstermekte.

Prangalar, kelepçeler eskide kaldı. Artık daha derin, daha bağlayıcı, sinsi hareket eden görünmez korkular var. Bunlar, zamanın ruhu(suzluğu)na adapte olmuş, çağ atlamış, yeni sürüm korkular. Zayıf bulduğu kalbe yerleşen, yol kesen, baş ezen güven kırıcılar. Görüşü çok net ve keskin gözleri bile astigmatlı yaparak, olayları muallakta bırakan şüphe salıcılar.

Yalnızca, kişinin çocuğundan, kardeşinden, annesinden, babasından kaçacağı, çocukların saçlarını ağartan o günden sakınanların kalpleri güven içindedir. Aidiyeti yalnızca Rablerine olanlar basit korkuların esiri olmazlar. Kaybedecekleri hiçbir şeyleri yoktur onların. Çünkü hiçbir şeyin kendilerine ait olmadığını bilirler. Ne nefislerinin oyuncağı, ne de hatalarının esiridirler. Yalnızca esirgeyen ve bağışlayan rablerine sığınırlar, O’ndan yardım dilerler. Ucuz korkular için ucuz numaralar yaparak kendilerini küçültmezler.

Bir de korkaklar var ki, ilikleri şüphe ve kinle doludur. Başları arkadan biri saçlarını asılıyormuş gibi geriye doğru asılı durur. Sürekli savunma halinde, kendilerine ait olduğunu sandıkları için tetiktedirler. Nefretlerini sevecen tutumlarında, gülümseyen dudaklarının altında gizlerler. Sinir kurusudurlar, enerji emicidirler. Tehditle, zorbalıkla korkularının akıbetinden korunurlar. Pirincin içindeki beyaz taşlar gibidir kimileri. Sevgiden zırhlar bürünerek muhafaza ederler kinlerini. Kimileri gün gibi ortada, gece gibi karanlıktır. Geçtikleri yeri yıkacak kadar kalabalık ve gürültülü olsalar da, gittiklerinde onlardan kalan yalnızca zavallılıklarıdır.

Yiğit yürekler, mert insanlar omuzlarında taşıdıkları yükün ağırlığını, Rablerine duydukları güven içinde, Rablerinin temin ettiği gayretle taşırlar. Bir yığın korkağa, üzerlerine salınan korkulara aldırış etmezler. Ne zaman yeğse kapılacak olsalar, ne zaman ümitleri kırılsa, Rablerine aidiyetlerini tazelerler.

Yanlışlıkla da olsa ‘katil’ olmuş bir insanı peygamberlikle şereflendiren, onu; insanlara ‘Öldürmeyeceksin.’ emrini iletmekle görevlendiren rahmanın merhametinden, bağışlayıcılığından, büyüklüğünden şüphe etmez, çaresizliğe düşmezler.

Allah yolunda mücadelelerinde, onları görünmez ordularla destekleyeceğini bildiren Rablerine sabır ve sebat ile kulluk ederler.

İnananlar ve inancının gereğini yerine getirenler, yalnızca Allah’tan korkarlar. Onlar, ilimde ileri gidenlerin Rablerinden en çok korkanlar olduklarını bilirler. Rableri yolunda ilim ve cehd ile mücadele ederler.

Korkular… Girdikleri yeri viran eden, teminat kılığında yüreklere yerleşen sahte koruyucular. İnsanın ‘sahip olma’ hezeyanına, insanın aidiyetini eşyaya ve insana mahsus göstererek, kendini ilahlaştıran tağutlar.

Korkular kalplere girmek, akıllara şüphe tohumları ekmek için fırsat kollaya dursun; iman edip, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeye devam edecekler. İnananlar, arkalarında Allah’ın olduğunun güveni içinde, batıl ile mücadeleden vazgeçmeyecekler.

Hale Beyza Arşivi