Bir Yaşamak Yolculuğu
TEMMUZ Sayı: 4 - Kasım 2016

Başkaldırıyorum, öyleyse varım.

Albert Camus

Ne kadar ince bir kurgu ve anlamaya ömrün yetmeyeceği bir düzen söz konusu. Her bir insan, kendine has bir meçhul. İnsanı idrak etmek, hayatı idrak etmenin ne kadarına tekabül eder? Anlaşılabilir mi yaşamak denen bir yönüyle insanı içkin olan, bir yönüyle her şeyi kuşatan muamma? Ya anlamadan yaşamak kabul edilebilir mi? Önüne sunulduğu gibi yaşamak hayatı, zorlukları biraz baharatı fazla kaçmış kabul edip önemsemeden tüketerek… Tüketerek hayatı, her gün biraz daha kimliğinden ödün vererek…

Erken yaşlarda girer zehir vücuda. Sorular başlar “Ben kimim? Neden buradayım? Nereye aitim?” İlk gençlik krizleri uyuşturulmaya çalışılır. Sakinliğe davet edilir genç, mantıklı ve makul olmaya. Kanın deli akması bir sorundur mesela, isyan büyük bir bela. İnsan, soru sordukça ve cevapları bulamadıkça derinleşir oysa. Kimliğini ters sulara akarak keşfeder, havada yüzmeye çalışırken öğrenir uçamayacağını ve derin sularda boğulmaya yakın anlar, birçok şeyin tadına bakabileceğini ama yutamayacağını.

Başkaldırı, idrak etmenin en kestirme yoludur. Dokunarak, duyumsayarak, kavrayarak, başkaldırarak, az bir kısmını da görerek idrak eder insan hayatı. Sınırları gülmekten yaran korkular da olmasa; ne çok sırrı gün yüzüne çıkaracaktır insan tabiatına dair, ne geniş bir ufka erecektir o zaman kim bilir?

Hata yapmak ne çok yadırganır. Yaşına, çapına, dimağına bakmadan insan ne çok yargılanır. Hayatı anlamaya çalışırken, nedeni ve nasılı sorgularken insan; elbette zaman zaman girecektir yanlış yollara, düşecektir çukurlara, dibi görünmez kuyulara. Anlama gayretiyle yollara düşen sürekli öğrenir oysa, düştüğü yer bazen çıkması zor bir bataklık olsa da.

Yine insan en iyi hata yaparak öğrenir. Çünkü insan, kendi yanlışından yola çıkarak ulaştığı doğruyu, işaret edilen doğrudan daha iyi içselleştirir.

Sırf kavraması zor diye hayatı; tutunulan ilk dalda asılı kalarak yaşamak mı, yoksa birçok dalının olması mı elinde kalmış pek çok kırık dala, taze ve derin yaralara, kalıcı izlere rağmen? Hem zaten hayat insanı öğütmeye programlı gibi değil mi? Hangi hayat gözyaşından arınmış, kimin hayatında sular hep duru akmış? Goethe, Genç Werther’in Acıları’nda boşuna mı yazmış “Bu hale düşen dünyada yalnız ben değilim. Bütün insanlar ümitlerinde aldanmış, beklediklerini bulamamıştır.” diye.

Mademki illa kanayacağız, başka yolu yok; o zaman insanın kendini aşan ufuklara yelken açması, düşe kalka öğreneceklerini, yana yakıla araması, insan olma zaruriyetinden başka nedir ki?

İnsan olmak, tanımakla başlar. Keşfe çıkılan yolcukta tanınan her şey, derinleştikçe basit birer gerçekliğe dönüşür. Gerçek olanın, göze görünenle sınırlı olmadığını insan, bu sürekli ve devinimli keşif sürecinde anlar. Anlamanın Kur’an’daki akletme ifadesine bürünmesi, ancak insanın özündeki hayretin uyanmasıyla söz konusu olabilir. Akıl ve kalp diye ayrılan mekanizmanın, akletmeye değgin bir bütünlük arz ettiği gerçeği, hayretin özü yansıtan, şuur açan kuvvetiyle hayat bulur. İnsan bir yola koyulmadan yolculuğunu nasıl anlamlı hale getirebilir? Mademki yaşamak yolculuğu istemli ya da istemsiz gerçekleşecek, o zaman yolculuğa istikamet belirlemek de insan olma zaruriyetinden başka nedir ki?

Hayat üzerine söylenecek bir söz nasıl insandan bağımsız olamazsa, insanı tanımak ve anlamak her zaman bir ağrı gibi durmalı sol yanımızda.

Yaşamak; hayata karıştıkça zorlaşsa, insan tanıdıkça yük ağırlaşsa da; hayatı herkes için daha yaşanır hale getirmenin derdiyle anlam kazanır. Çünkü insan; başkalarının hayatına kattığı anlam kadar insandır.

Şimdi bir keşke bırakma zamanı içlisinden! Dua gibi işleyerek masum insanların hayatlarına.

Güzel bir güne uyanmanın tam zamanı! Kulağımızda dünden kalma küpelerle, içinde ümitvar bir yarına dair emekler taşıması beklenen.

Şimdi bir merhaba bırakma zamanı! Sürüp giden hayatı savruk duygulara esir etmeden, hiçbir şeyi heder etmeden, kıymetini bilerek en kısa anın bile ve yitip gitmeden boşluğunda zamanın.

Şimdi insan olmanın tedriciliğini biraz olsun keskinleştiren isyanlara öncülük etme zamanı.

Yaşamak için, insan olmanın gereği olarak başkaldırma zamanı!

Hale Beyza Arşivi
4 Sayı: 4 - Kasım 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler