Hikmeti Özünde Saklı Bir Hikâye
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

Sükûta değen vakte, el değmemiş ümitler bırakırken, günden geceye hikmeti özünde saklı bir hikâye düşüverir. Sıkboğaz edilmekten bitap düşmüş hayaller, bir bir dökülür o vakit yıldızların eline. O an, o kısacık an; gizemli bir yolculuktur gönlün derinliklerine.

Kelime kelime işlenirken derinlerden gelen sesler defterlere, eksilerek çoğalan bir insan yetişir insanın içinde. Her sözcüğün bir anlam kazanması için, dikenini satırların altını çizmekte kullanan güller biter yarasında yoksunluğun ve yoksunluk, enginliğinden beslenir sonsuzluğun. Sonsuzluğa dayanır insandaki gizemin sibakı. Burada saklıdır, sonu başlangıç kılan sonsuzluğun anlamı.

İnsan özündeki âlemin sırrını keşfe çıktığında, yıkılacak putlar bir bir dizilir yola. Dünyayı aşamamamış tüm gerçeklikler önemini yitirmeye başlar bu uğurda. İnsan kendi kurduğu düzenin üstündeki düzeni idrak ettiği zaman, dökülür kendiliğinden boşluğa kurgular, kuruntular, hesaplar.

Aşmak ister insan kendini, kendine yetmek de yetmediğinde. Bütün sevinçlerin, en büyük heveslerin, tutkuyla peşinden gidilenlerin, hüznün ve kederin; her şeyin ötesinde ömrün geçiciliğini fark ettiğinde. İnsan, geçiciliğe anlam katacak geçmeyecek bir son olması gerektiği bilincine erince ancak, hakkıyla iman eder ahirete. İnsanın ebediliğe duyduğu özlem de anlamını bulur böylece. Yoksa karışır ebedilik özlemi küfre ve insan kendini tanrılaştırmak ister, ahireti yok saydığı müddetçe.

Varlığın anlamına ermek için, sırları aydınlatan ışığa yönelir insan. İndikçe çıkılan bir merdivendir o, yandıkça kuvvetlenen nuran. Sırrın bilgisini saklı tutar yaratan. Yaratan’a ulaşmak için yoktur ki zaten bir aracı, bir kurtaran. Işığı bulana, sır ne hacettir artık. Sırrın yolunun aydınlığını, göz aydınlığı kılar halık.

İçinde bir İbrahim yetiştirmeye meyleder artık insan. Bir İbrahim; Allah yolunun yolcusunun içinde, teker teker putları yıkacak ve putların en büyüğünün boynuna asıp baltayı, en büyük puta soracak nefsi, “Sen mi yaptın bunu?” diye. Bir İbrahim; en sevdiklerini, gözünü kırpmadan yalnızca emr olunduğu için Rabbi yolunda feda eden. Bir İbrahim; sınırlarını Allah’ın çizdiği bir hayat için, coğrafi sınırları aşan; aidiyeti yalnız Rabbine olan, adanmışlığıyla kendi bünyesinde bir ümmet barındıran, tek başına bir ümmet olan.

Ne var ki bu hayat boyu bitmeyecek bir mücadele. Çünkü yıktığı putun taşlarını, başka bir put yapmakta kullanabilir insan. Yolunu şaşırabilir, dengesini kaybedebilir, usanabilir, yılabilir, geldiği yerin de gideceği yerin de toprak olduğunu unutabilir. Bu yüzden insan varlığının künhüne sadık kalmalı ki, yolunu aydınlatan ışık gözünü kör etmesin. “Ben”i içinde eriten bir “biz”le hareket etmeli ki, edebini kaybetmeden, kendini müstağni görmeden ilimde derinleşebilsin. İtikadı, salih amellerine bilinç ve süreklilik kazandırmalı ki, dünyanın süsüne aldanıp, ömrünü heba etmesin. İtaati kendisini yaratana mahsus kılmalı ki, kendi elleriyle yaptığı putlar kendini yok etmesin.

Bu bir yolculuk; gizemin derinliğinden yeryüzüne taşan, dalga dalga yayılan, sonsuzluğa uzanan. Bu bir mücadele; bütün duygulara yeniden anlam kazandıran, zaman kavramını izafileştirerek başka bir boyut içerisinde insanın kendi gerçekliğini ve hayatı buluşturan. Bu bir sonsuzluk eylemi, ölümün başladığı yerde hayat bulacak olan. Bu bir hikâye, insanın hikâyesi; hikmeti özünde saklı duran.

Hale Beyza Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler