Öncelikle belirtmeliyim ki; bu yazıyı edebi bir yazı olması kaygısı taşımadan yazıyorum. Belki bir edebiyat dergisi için uygun olmayacak, bilmiyorum. Ancak edebiyat yara seçmemeli. Acılarından beslenen bir kısım insanın, yaralarını kanırtarak haz duymalarını sağlamanın adı olmamalı edebiyat. İmge yüklü, ancak üstadların anlayabileceği derinlikte, teknik açıdan neredeyse mükemmel fakat hayattan kopuk, her şeyden elini eteğini çekmiş münzevi bir edebiyat, ölü edebiyattır. Derde deva hiçbir şey söylemeyen, sürekli melankoliden beslenen, harekete geçirmeyen edebiyat; kendi buhranıyla çizdiği sınırlı alan dışında kendine yer bulamaz.
Bu yüzden canlı ve diri bir pınar olmalı gönüllere inecek yazdıklarımız ki, yazdıklarımızın bir anlamı olsun. Yaşayan bir doğası olmalı cümlelerimizin ki naif bir şekilde uyandırabilsin vicdanları. Bir de zamanın şahidi olsun ki kalemimiz, dirliğin ve birliğin vesilesi olsun.
***
Elimizin varmadığı, dilimizin dönmediği bir yer oldu artık Halep.
Bir yürek sızısı olmanın ötesinde, hesabını nasıl vereceğimizi kara kara düşündüğümüz bir çetin imtihan; Halep.
Çocukların toprağın içinden fazla geldiği için atılmış ekmekleri ayıklayıp yedikleri, suyun içine baharat katıp çorba diye içtikleri; gece vakti askerlerin ev adı altındaki yıkıntılara izinsiz girip, orada bulunan erkekleri çok geçmeden geri getirme vaadiyle sorgusuz sualsiz götürdükleri; genç kızların iffetlerini korumak için intihar etmek istedikleri şehir; Halep.
***
“Hayat devam ediyor.” cümlesinin altında ne varsa hepsi bir bir döküldü ortaya. Küçük hesaplar, gündelik kaygılar, yalnız kendini bağlayan ağrılar, yastık altı teminatlar… Bir şehir yok edilmekten beter olurken, dünya bir vahşete tanıklık ederken; yerle bir oldu ölüm getiren sessizlik. Tüm hayaller, talepler, koşuşturmacalar yalan oldu içinde sahibinden başka hiç kimseyi barındırmayan. Hiçbir eğlence programı, hiçbir satılmış gazete bastıramadı namusuyla ölmek istediği için “Ben intihar edeceğim. Benim cehennemlik olup olmadığım hakkında ne dediğiniz hiç önemli değil!” diyen Halepli kızın çığlığını. En başından itibaren orantısız güç kullanılan savaş, soykırıma dönüştü ve maalesef hiç kimse buna engel olamadı.
***
Hesabını vermenin çok zor olduğu, belki mümkün olmadığı bir vahşetin olabilecek en dehşet verici anlarına şahit olduk geçtiğimiz günlerde. Bunun üzerine, en azından müslümanların sesi daha gür çıkıyor artık. Genel anlamda Türkiye’de duyarlılık arttı, yardımlar hız kazandı. Her ne kadar İran yanlısı suçlamalarını, vicdana sığmayacak çözüm önerilerini akla yatırmaya çalışarak servis eden hocalar, yazarlar, siyasiler, akademisyenler yüz karası bir güruh oluştursa da; hakikatin sesi, mazlumun çilesi pek çok sağır kulağı, görmeyen gözü açtı hamd olsun. Bu duyarlılığı korumak ve devam ettirmek sorumluluğundayız.
***
Bundan sonra; utancımız umutlarımızı örtmesin ki, dünyayı herkes için yaşanır hale getirme gücünü kendimizde bulalım. Dünyevi hırslar, rekabetten beslenen toplumda yer edinme kaygısı gibi zaaflara yenik düşmeden birlik olmanın yollarını arayalım. Elimizden ne geliyorsa, gücümüz neye yetiyorsa usanmadan çalışalım.
Yaptıklarımızın vitrinine gösterdiğimiz özeni, mutfağına da gösterelim ki niteliği ve mütevaziliği elden bırakmayalım. “Ben Peygamberim!” deyip hiçbir işten çekilmeyen, elleriyle taş taşıyan, hendek kazan Hz Muhammed’in ümmeti olduğumuzu unutmayalım.
Gayretlerimizi artırırken, yaptığımız işlere kutsallık atfedip, işimizi üzerimize yüklenmiş ilahi bir misyon gibi görmekten, kendi yaptıklarımız dışında yapılanları küçümsemekten, araçları amaç haline getirmekten Allah’a sığınalım.
Bu bağlamda Cemal Şakar hocamızın, bir röportajında yazarlık özelinde söyledikleri çok önemli: “Yazmazsam Sait Faik gibi çıldırmaz, Yunus Emre gibi ölmezdim herhalde. Başka bir şekilde, başka bir alanda uğraş verir, yaşamıma devam ederdim.”1
***
Halep’te yaşananlar ne yazık ki Aliya İzzetbegoviç’in sözlerini teyit etti.
“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Unutulan soykırım tekrarlanır.”
Bundan sonra soykırımı unutmayalım, unutturmayalım ve soykırım bir daha tekrarlanmasın…
1- http://www.dunyabizim.com/etkinlik/23903/cemal-sakar-yazarlık-rizdir-aslolan-okurluktur
