Çöl Kraliçesi; Gertrude Bell
TEMMUZ Sayı: 12 - Temmuz 2017

“T.E. Lawrence bize 1917 ve 1918 Arabistan seferlerine başlama işaretini Gertrude’un raporlarına dayanarak verdi.”

Kraliyet Coğrafya Kurumu Başkanı David Hogarth

“İnsanlara gemi yaptırmanın yolu onlara marangozluk öğretip görev ve programlar vermek değil, engin denizlerin özlemini aşılamaktır.” demiş Exupery. Kimin aşıladığı bilinmez ama İngiltere’den, Bağdat’a uzanan yolculuğunda, engin çöllerin özleminin başrol oynadığı bir isim Gertrude Lowtian Bell. İngiltere’de sanayi üretiminde önemli paya sahip bir aileden gelme demir kralının kızı. Tüm bu imkanlara ve sıkı sıkıya bağlı olduğu geleneklere rağmen kendi sınırlarını aşıp döneminde az rastlanan radikal bir adım attı. Öğrenimi için önce bir kız kolejine koydoldu sonra Oxford Üniversitesi’nde tarih okudu. Hatta Modern Tarih sınavında birinci olan ilk kadın olmasıyla The Times’ta yayınlandı.

Ortadoğu konusunda araştırmalar yapan Janet Wallach’ın kaleme aldığı, biyografi türündeki “Çöl Kraliçesi”, zengin içeriğini Gertrude’un aileden ilk uzaklaşma döneminde edindiği bir alışkanlığa borçlu. Gertrude her yaşadığını kaleme almış, ailesine sürekli mektuplar göndermiş ve günceler tutmuştur. Üstelik tüm yazdıkları üvey annesi aynı zamanda tanınmış bir oyun yazarı olan Florence tarafından kitaplaştırılmıştır. Bakış açısının ve hayat tarzının şekillenmesinde etkisi yadırganamayacak bu mektuplarında babasıyla politik meseleler, annesiyle de daha çok sanat, edebiyat ve moda üzerine konuşmuştur.

Bell’in duygularının, karşılaştığı sıkıntılarının, kazılarının, araştırmalarının, siyasi ve askeri alanda hareketliliğinin ve ortadoğu ülkelerinin yazgısına etkisinin en ince ayrıntısına kadar anlatıldığı eserin üslubu oldukça akıcı. Yazar her ne kadar tarihi bilgilere ağırlık verse de, tasvirleri, karakter analizleri, olay örgüsü, zaman ve mekanlar arası geçişleriyle eser bir romanı andırıyor. Geniş bir hayal gücü imkanı sunarak, okuyucuyu kıyıda durmaktan kurtarıp sürece aktif bir şekilde müdahil ediyor.

Hayatı boyunca babasının “engeller aşılmak içindir” sözü zihninde yankılanan Bell’in ilk Doğu seyahatinin rotası İran’dır. Burada elçilik sekreteri Codagan ile tanışır ve Farsça’yı öğrenir. Okuduğu Ömer Hayyam’ın rubailerinin yanına Hafız’ın şiirlerini de ekler hatta ilerleyen zamanlarda çevirisini yaparak kitaplaştırır. Codagan’ın ölümüyle epey sarsılacak, hali hazırda özlemini duyduğu doğunun artık bir parçası haline gelecektir. Arapça öğrenirken “Kendini kaptırdığın bir uğraş en iyi sığınaktır.” diye yazar. Her insan gibi kederlerini de sevinçleri de ağırlamak zorundadır. Cibran’ın da deyimiyle “gerçekte kederiniz ve sevinciniz arasında askıdasınız, terazi gibi”...

Çöl, kabileler, Arap aşiretleri, arkeolojik kazıları ve tarih en büyük ilgileri arasında. Kudüs, Ürdün ve Osmanlı askerlerinin tüm engellemelerine rağmen Dürzi Dağları’na kadar ulaşıyor, oradan da Şam’a geçiyor. Seyahatlerinde pekçok Arapla iletişim imkanı buluyor. Aşiret kavgalarına, aile yapılarına şahit oluyor ve her gözlemini ayrıntılarıyla yazıyor. Tüm bunlar ilerleyen zamanlarda önceleri kendisine seyahat engeli koyan Britanya Hükümeti’ne sunulacak.

Gemisi Cezayir’e uğradığında duygularını güncesine “İnsan da şimdiden Doğu’yu hissedebiliyor. Burası beni başka hiçbir şeyin ya da kimsenin başaramadığı ve başaramayacağı kadar büyük bir güçle kendine çekiyor.” şeklinde ifade ediyor.

Gertrude, her türlü fırsatı değerlendiren, ikili ilişkilerde diyaloğu toplu ortamlarda sohbeti yöneten, bilgisini bir sığınak gören biri. İkna kabiliyetiyle pekçok meselenin üstesinden rahatlıkla geliyor. Çevresinde ortaya çıkan hiçbir olaya kayıtsız kalmıyor, her konudaki bilgi akışını yönetiyor. Öyle ki en yakın hizmetçisini konuşulanları kendisine aktarması için kahvehanelere gönderiyor. Ya evinde konuk ağırlıyor ya da birilerine konuk oluyor. Yazdığı her mektup tarihe kayıt düştüğü bilinciyle kaleme alınmış.

Bell için babasını Basra’da iki gün beklemesi bile yerel şeylerle buluşup gelecekteki hükümetin biçimini tartışma avantajı olabiliyor. İlginç bir şekilde bu meseleyi Florence’a “her işte bir hayır vardır” diye yazıyor. Arap toplumuna, diline ve kültürüne kısacası Doğu’yla ilgili şeylere oldukça vakıf biri.

Ayrıntının karekterindeki etkisi arkeolg kimliğiyle bağdaştırılabilir. Çünkü kazılarda en köşede kalmış bulgular bile uzun incelemeleri hakeder.

Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken, Britanya İmparatorluğu’nun, Basra yakınlarındaki petrol kuyularını, rafinerileri korumak için Osmanlı’nın bölgedeki gücünü kırmak endişesi sardı. Bu şekilde Almanların hakimiyetini önlemek gerekiyordu. Yine Hindistan’a ulaşan demiryolları büyük önem arz ediyordu. İşte bu noktada Gertrude’un Arapları örgütleme önerisi hayati bir öneme sahipti.

E.H. Carr’ın “Tarihçi, tarih yazmaya başlamadan önce, tarihin ürünüdür” ifadesi oldukça yerindedir. Gertrude da yazdığı tarihin bir ürünü olduğu hakikati –yazdığı tarih kanlı sayfalarla dolu olsa da- yadsınamaz. Çünkü o attığı her adımda kendi tarihinin, yaşamının belirlediği dayanaklardan ilham alıyordu. Onun için her şeyden, kendi fikirlerinden bile önce gelen “Britanya İmparatorluğu’nun çıkarları, kutsal geleceği” vardı. Gertrude böyle yetiştirilmişti, her şey devletin bekası içindi, hak, hukuk, kime karşı olursa olsun adalet, gibi erdemlerden çok uzaktı. İlkeleri, idealleri içindeki boşlukları dolduracak derece soylu değildi. Ektiği tohumlar yakın ve uzak vadedeki kanlı günlerin habercisiydi.

Tüm bunlara rağmen yazar Gertrude’u ideal bir formda sunuyor. İcraatlarını kutsal, çabalarını masum tarih araştırmaları, arkeolojik kazıları, Arap toplumunun sevimli bir hanımı olarak anlatıyor. Britanyalı kadınların Bağdat’ta balolar düzenlemelerine topluma aykırı suçlaması yapan Gertrude bu konuda haklı aynı zamanda Arap kadınlarını konuk olarak ağırlayıp önlerine Fransız moda dergileri koyan, son modaya uygun nasıl giyinileceğini öğütleyen Gertrude kutsal bir görevdeymişcesine de şanlı.

The Times’ın Dış Haberler Servisi’nin başındaki isim Gertrude’un çok samimi bir yakını olması onu Britanya’da nüfuz sahibi yapacak, çalışmalarını koruyacak bir fırsat oluşturuyor. Ancak bu onu meslektaşlarının baskılarına ve hor görmelerine karşı korumuyor. Bulunduğu yerde tanınması, Bağdat’ta Britanya’yı temsil etmesi, Kahire bürosu ve Hindistan arasındaki gerginliği çözmesi onun hali hazırda yüksek olan özgüvenini sürekli artırıyordu.

Kitapta ilginç bir detay dikkat çekiyor, tüm bu siyasetten, topluma, savaş meydanlarına kadar atılan Gertrude’un, radikal bir kadın hareketi olan süfrajetlerin karşısında yer aldığı belirtiliyor. İngiltere’deki kadınların ülkeyle ilgili önemli kararlarda fikirleri alınacak düzeyde olmadığı ifade ediliyor. Yazarın bu şekilde pekçok alana temas etmesi, dönemi tek açıdan değerlendirmekten ziyade çeşitlilik oluşturması, bağlantıları ustaca kurması da kitabı sıradan olmaktan korumuş.

Nihayetinde Gertrude Bell istihbaratın kilit görevi olan Doğu Sekreterliği’ne getirilir. Ömrünü verdiği Bağdat’ta raporlarıyla ayaklanmalara destek çıkar. Britanya’nın her isteğine tam bir adanmışlıkla yanıtını asla geciktirmez. “Mezopotamya Arapları” kitabı, Modern Arap Tarihi hakkında hazırlayıp sunduğu taslak dışında bölgeyle ilgili önemli eserler kaleme alır.

Tüm bu çabası onu 1921 Kahire Konferansı’nda bulunan 40 kişilik heyetin tek kadın ismi yapar. Churchill’in Doğu uzmanlarından oluşan bir grubu Kahire’de toplaması ve içinde onun yer alması. Bu hayallerinin çok ötesinde bir gerçekliktir. “Britanya İmparatorluğu’nun en yetkin ortadoğu uzmanları, Mezopotamya, Ürdün ve Filistin’in yazgısını belirler.” Gertrude toplantıda Faysal’ı kral olarak önerir, sınırları saptar ve Irak’ın çevresindeki çöllere sınır çizgileri çizer. Önerisini hayata geçirmek için de toplumsal düzeyde önemli zemin oluşturma çabaları da başarıya ulaşır.

Tarihçi, arkeolog, seyyah, dil bilimci, coğrafyacı, fotoğrafçı, müzeci, casus bir kadın Gertrude Bell. Nihayetinde Eski Eserler Müdürü olur. Çölü karış karış gezdiği gibi Bağdat Müzesi’ni de aynı özenle oluşturur. 11 Temmuz 1926’da hayatı boyunca ruhunda taşıdığı zindan, artık tüm ağırlığıyla üstüne çökünce uyku ilaçları alarak intihar eder ve Irak’a gömülür. Kral George ‘un Bell ailesine yazdığı taziye mesajında bütün ulus olarak yas tutacakları ifadesi bulunur. Gertrude Bağdat Müzesi’ne 50 bin siterlin bırakılmasını vasiyet eder. Yazmış olduğu 1600 adet mektup ve çektiği 7000 fotoğraf Newcastle Üniversitesi’nin arşivinde hala yer almaktadır.

Büşra Ceyran Arşivi
12 Sayı: 12 - Temmuz 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler