içlerinde bilindik çağrını
yani topuğunda dünya sesi
boşluk uğultusu esmer ağaçların
dalını ve gök arzusuyla
şehrine doğru uzamış
sen bile bilmiyordun çağırdığını
geçtim
o şehrinden yine geçtim
dış sokaklarında
değişip arada bir değişip ellerin
yakasında yüzümün yarı ıslak
geldiler
geldiler gözlerini ovalamaktan
hangi ara yolculuk çıbanı
sevinçle boğuşup sıcağan
sarhoşluğa kin ederek
sürdü ağustos çapağından
o çolpa günler ve yolculuğun
dolu eskimesi surların
orta çağ Avrupa’sında
hristiyan bir çocuk korkusu
ağırlaşıp uçtu
yazgılar ve efsaneler inen dağdan
Anadolu’da iki lamba kolkola
eteğinde sabahlamış
başka dilde ağlayan çocuklar da
tutmuştur senin eteklerini
bitişik evlerin birinde
sana biçilir
tencere karıştırmak yorgunluğu
aş ve sürahiyi ne güzel tutmak
doyurmak senden olanı
o da biter de
kalırız yan yana tanrının misafiri
mezar komşusu mezar sevgilisi
kucaklaşır çarpışır öperiz
bekleriz bir tesadüfü
çünkü
başlarımız çocuk tanrıların elinde
mavi bilye


