Elçinin Söylemediği
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

I.

sen zavallı ruhun elçisi

uyku uyanıklık arasında

en yüksek kıvranışı çağıran

ve yakaran yakınlığa

mabetler dizildi insanlar dizildi kurbanlar

dizildi sahanlık rüzgar çayırlarında

gözeler sis aynası kuluçka hali ve imbatla

az doğuya az parlaklıkla uyku yoldaşı

eğilip sırayla yakardı

sinilerinde kum eldivenleri

soğuk mu için sıcaktan mı korunak

neden hep bir tutunmak evrimi ve saltanatı

ellerin evrimi doğuya

II.

uyuşmaktan ağrısı kesilmiş

hareketsiz dönüşebilen aydınlık

ilerleme ve birden ardına

gaflet birikimi avuçlarda

tir tir titremeden ama tir tir

uyuşması daha acıdır ağrıdan

kalp fotoğraflarda hep duruk

yüz dıvrak avuçlar arasındaki ifadesinde

çünkü sürekli göz dili

titrek ve kızarığa

şarkıları çoktan döndü

söylenip çarpan yerlerden

çepeçevre

dünya kan saçların gülüşü

büzüştü çekilip yakınlık köşesine

tepkisiz acılar ölmüşlük vehmi verildi

çıldırış başkaldırı boyun

eğmek ve el

sallamak sonsuz iletiye

yani sekerekten insan çekirdeklerinde

bütün sancılarında doğuşa yoğrulmuş

sahih ölüm verildi

sonra lime ve parçalı

düzenli büyülenişi kentler tasarladı

harflerini bir tek birinin bildiği

seziş ve ürerti

tohumları ayaklarında arılara

dansla kovuklar suyu

duman ve yakındalığa rağmen

bir işaret verildi

III.

hicri ve miladi 2068’de

hep geçtiği ekseni ayrı hizalarda

öğüt kızgınlığı kucaklanırdı

sözleşi tutkularla bölünür

kıssaları çökelerek ağartılara

ispat suçlusu

alimlerin serin sedirlerinde

hoş ve kalın seslerini

bütünledi ibibikler ve suretleri

bir renkle ya da mevsimle müşterek

yad edilen

dualar arınmalar ve leyl

IV

rahleler ters çevrilip

kurtuluş kayıkları

taze odun kokuları ağaç feyli

ölü dallarında yaşayan meyveleri

tükene doğrula tohum koşumları

işkence ya da avaz

sessiz acı

geyik sürüleri duvar halılarında

yalazlanır kendine çeker kaybedişimizi

duvarda asılı yan yatmış rahleleri

diplerde olsa hayır en yukarda

mimar sınırlarında

burdan ötesi yükselmek yok denilmiştir

yok mu yükseğin

daha koşulmaz olduğu

hayvan sevinçlerinde hep aynı sese

kurulup miğferleri top ağzına süren

geniş sevecen dürtüleri

ve yok mu avlanmak için sarkıtıldığı müzverler

içilmiş işlenmiş alkol buharında

hep birden soluma senkronu

ta nerelerden tutturduk da

vuruşunu ayaklarına yabanıl çıtırtılar

bütün bunlar yok mu

güzellenerek bir göz oldu

ve heryeri görürken

kimselerce görülmedi

en çok da ant dağlarından berice

tahminlik hisleri duyarlılığı pıhtısı

unutmanın kızıl hatırası

ya da akla öyle gelişi

belki onla birlikte gelişi

gerçi herşeyle birlikte gelişi

kimselerce görülmedi

V

üstün bir kızıllıktan

Tanrı’nın elinden dünyaya düştüm

düşünce öldüm

yeğinleyip döndürülür halde O’na

küsülen diyarlar üzerinde

öncesinde sarılı durup dişi gövdelere

öylece kat’i

-bir ara oraya götürüyorlar beni

şerefeli dağlardan çakıla karışmış parçalar

eteğine komşu dağ veya ova hükmünde

cüzzam kolaçan ederek doğruluyor

boynun

o da güzellikten güzelliğe

güzellikten bir geçit olarak

VI

çoraklıktan sular bakındı

Yafa’dan kutsanan bir el

temas edilmiş belli yüzün

yanağın yüzüne başladığı yeryüzünün

sırtları omurgası gelgitli sırtlan adımı

estetik bir hale şölenli geçişi

-vardırya karşıma dönüşünün

nerem vah eylemişse yürüdün

kendi karşın arkanda kalarak yürüdün

kaç kez tanışmıştık bir kez ayrıldık

haktır ve muhakkaktır

sen en azından bir kere

dengeli ve hızlanımlı

çığlık yerleri oldun

ben

elçinin zavallı ruhu

Osman Hasdemir Arşivi
27 Sayı: 27 - Aralık 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler