minareler gölgesiyle güneş saatinin
ölçüsünü alarak tüm hatlarını kaydetmiş
sonra içinin kalıbı
sürtünen her şeyle un ufuk ola ola ilerliyor
bir yükseklik kalır sonunda
herkes içerisine gözükmenin tümseğini
eşik sanmış
onu nereden
bulup gömülüyü nereye defin etmeli ki
tabii dursun
bunu düşünerek
yavaş yavaş girilir birtakım alemlere artık
mücevher karıp borulara ve tüm hatların
kanını sağıyorlar orda
bezlere koyup ilkellikle süzüyorlar
teknelerin kahvelere sürtündüğü
çentikli iskelede
bir silahla kanlı giysiler tartıyorlar
yassı ve küreye dönük işkillenmiş
kasıklarında öğütücü bir sesle
kendi uzuvlarını yer değiştirerek oynayan
çocukları kollarından kaldırıp
ağızları büyüyünce taşınmaz olan
can sıkıntısı büstünde taçlar
alınlıklar mercan sürüleri ve zehirle süslü
çiğnenişi giderek duyuyor ve bunu hiç engelleyemiyorlar
çünkü bir gölgeden zamanın
yuvarlak çentiklerini
güneşin evcilliğini ve pıhtısından bile
bir çalgı demeti pul çil dağıla dolana
bu ahir vakitleri biliyormuş gibi çaldı
ağızda lezzete dönen
kendi tadlarından yoksun mahlukat
insanın kendi ruh tadını Tanrı’nın nezdinde
bir lezzet yumağı kıvrımında yukarıladı
şimdi onu aşağılamak
yani aşağıya indirip başın bir secdeye bilerek
dışardan bakarak etrafında dolanarak kendinin
küfre basaraktan gideceğiz
eski ayak izlerimizi bir daha tutturarak
aynı huzurla huzurlu mahluka
ey bana kendimi bildiren akıl
haydi gerçeğe dön biraz dedin
sen şu göğün simsiyahımsı
çığırtkanını hurdahaş et
boğaz boğaz çoğalt
et talaşlarını kaydırmadan
merdiven boşluklarında ölenlere ver
kargalar çığlıkla çoğaladursun
böyle böyle sürtünerek
yenilenen yıpranıp ne güzel değişimi
yılan başlı kaplumbağa da görmüştük
kabuğunun içinde belki de kıvrım kıvrım yılan
masuraya sarılmış
öyle de böyle de yavaşlık feraseti
onu kartal heykellerine boyunluk
yaptı
çin seddine figür kazınsaydı eğer
mutlaka o olurdu
gelgeldik tersine eriyen zamanın
muntazam yavaşlığını kavramaya
defne dalları mıydı eğildiği yönü kısalttı
düz bir çubuk Mısır’da zamanı
gölgesiyle okuyunca
saat dediler
güneş gölgerinden
zaman yeryüzüne inince
bir kadran duvarına
zincirledi kendini
ya da şaklayan kanatları uçar görmese de ona
ölçerek saniyenin bilmem kaçta biri dendi
ne sebeptendir de bilinmese cezbelenmiş
açılmış ve körelip en yukarıya
elbisesi titreyen ve yükselen giderek
giderek büyüyen şekilsiz ışığa
ve her şeye şahit kabul edilebilirliğe
itiraz için olumsuzlamak elbet mi
belki mi bir yetersizlik seçimi
tanıktır hem yaratılışa
zamana
öyle inanılır
mutlaka ki bilinmese de
şahitlik zıttı olmayan bir sözcüğün
en fazla olumsuz bir eylemini gerçekleştirirler
-kustan-lanetlen, şahitlik-?
(bir koku sallanan hala ağaçsız
bir kütüğün üstünde bir zaman ki
semiz ağacı yoklayan rüzgar
bir hasret sırasında
yanık bir koku
yanınca da güzel kokan bir koku)
gelişen yayılan giderek
ya da bir zemini yerleştiren
getirip alınlara gümüşi yansımalar şeklinde
işte tapınakları tüm bunlar yüzünden
tahtadan yapmadılar

