Bir rüzgâr esse şimdi bir yerlerden, okşasa tenimizi biraz. Ardından bir İlham İrem şarkısı çalsa. Yemyeşil bir deniz olabilir mesela. Günbatımına yakın olsa vakit. Hatta bir deniz kenarında olsak. Gemilerin geçip gidişini seyretsek bir süre. Elimizde de demli bir çay olsa fena olmaz sanki. Çayımızı yudumlarken dalsak uzaklara doğru. Bir an zamanı durdurmaya çalışsak, saate hiç bakmasak. (Sigara içenler burada bir tane yakabilir. Mesuliyet size ait.) Ya da yanımızda getirdiğimiz ve bir türlü başlayamadığımız kitabı okumaya başlasak. Yetmez diyorsanız, o zaman bir gemi alıp götürse bizi buralardan. Hem de arkamıza bakmadan bilmediğimiz şehirlere gitsek. Öyle ya, "Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin!" Unutsak ve bıraksak her şeyi geride. Taze başlangıçlar yapabilsek artık...
İyi güzel söylüyorsun da buralarda ne deniz var ne de gemi diyorsanız, o halde geceyi bekleyin derim. Bir gökyüzünüz vardır elbet. Sizi selamlayan Ay'ı ve yıldızları seyredin, durmayıp slow şarkılar eşliğinde hayallere dalın. Kayan bir yıldıza bakarken düşler kurun. Ay ve yıldızlar yoksa, bir odada ama ışığı söndürüp de yapabilirsiniz bunu. Sokak lambasının ışığı vursa kâfi. Ama bir yanımız karanlıkta kalmalı. Aramızda kalsın, ben bu sonuncusunu iyi beceriyorum...
