Parçalı Yazılar
TEMMUZ Sayı: 30 - Mart 2019

AKŞAM FARKI

İki gün önce orda burda gezerken akşamı ettim. "Bir dost bulamadım, gün akşam oldu!" diyen Kul Hikmet geldi aklıma. Akşamdan herkesin beklentisi aynı mı bilmiyorum ama nedense akşamları sabahlardan daha çok seviyorum. Sabah telâşe, akşam huzurdur bir bakıma. Sabah gitmek, akşam kendine dönmektir. Sabahları art arda çalan saatin alarmı sinir bozar ama akşam okunan ezan huzur verir. Fark işte. Sabah umutsa, akşam hakkına razı olmaktır dedim eve dönerken...

KAHVERENGİ KELEBEK

Havalandırmak maksadıyla açtığım pencereden kahverengi benekli bir kelebek giriyor içeriye. Bir an olsun bile yerinde duramayan afacan bir çocuk gibi hareketli. Pır pır uçuşup duruyor. "Oooo, bu ne neşe, bu neşe mutluluk!" diyorum. Ardından, "Bunların yaşlıları nasıl oluyor acep?" diye bir soru soruyorum. Beni duymuyor. İçimden demiştim zaten. Sanki sesli söylesem cevap verecek. Telefon gelince unutuyorum neşeli konuğumu. Işığı söndürüp uyumaya hazırlandığım sırada onu fark ediyorum. Gitti sanıyordum hâlbuki. Gitmiş, çıkarıp koltuğun üzerine attığım montumun üstüne konmuş...

HAYAT MEKTEBİ

"Ben aslında her şeyi sonradan öğrendim / Herkes herkesi sonradan öğrenirmiş / Bunu da sonradan öğrendim." diyor bir şiirinde Turgut Uyar. İnsan yaşadıkça öğreniyor çoğu şeyi. Hiçbir şey bir kerede öğrenilmiyor. Hayat mektebinde her şey öğretilseydi, yaşamak bu kadar güzel olur muydu? Öğrenmenin de sınırı yok. Hatta yetinmeyip, Sezai Karakoç gibi, "Ey ulu hocalar bana bunu öğretmediniz!" deriz...

SOSYAL(!) MEDYA

"Okumak bir yalnızlık eylemidir." diyordu ismini unuttuğum yazarlardan biri. Peki ya, sosyal medya? Gün boyu ipe sapa gelmez, kışkırtıcı, beyhude paylaşımlarla vakit öldürmenin diğer adıdır sosyal medya. Tembelliğin, rahata düşkünlüğün, yalnızlığın, bireyselliğin, bencilliğin günden güne arttığı bir zamanda -hâşâ- tek dayanağımız, tek sığınacağınız bir kapı gibi geliyor sanki. "Çok paylaşımlarda bulunuyorsun." dediğimde, "Ne yapayım?" diye cevap verdi arkadaşım, “Mutlu olma yerim burası!”

YALAN DÜNYA

Geçen gün yolda giderken düşündüm. Bize hayatı zindan eden dertlerimiz bir gün bitecek mi diye. "Dünya en büyük dert!" diye bir ses duydum sanki. Etrafıma baktım, kimseler yoktu. Yalan dünya işte...

FOTOĞRAF

Fotoğraf bir kaçış mıdır? Bence evet. Anlatamadığımız duyguların, gidip de dönemediğimiz şehirlerin, unutamadığınız vakitlerin vesikasıdır. Daha ileri gidersek, bakarken iç çektiğimiz ya da gizlediğimiz hislerin suçlusudur. İçli duyguların müşahhas halidir. Kaybettiğimiz zamanları bulmak için müracaat ettiğimiz ilk kaynaklardır. Bu bazen bir şarkı, bazen bir eşya, bazen de bir fotoğraf olur. Güzel ya da acıyla biten hikâyelerden geriye kalan en güzel şeylerdir...

KİTAP FUARI

Üsküdar Kitap Fuarı'ndayım. Dolaşırken dikkat ediyorum, yayınevleri genelde en çok satan, kitapçılarda rahatça bulabileceğiniz kitaplarını getirmiş. Peki ya diğerleri? Bir yayınevinden kitaplar seçiyorum. Ödeme için kredi kartımı uzatınca, "Pos cihazımız arızalı beyefendi!" karşılığını alıyorum. Çok ünlü bir yayınevi, kitaplarında hepi topu yüzde yirmi indirim yapıyor. Oysa almayı düşündüğüm tuğla kalınlığındaki kitap, devamlı alışveriş yaptığım kitap sitesinde yüzde otuz üç indirimli. Velhasıl, kitap fuarları cazibesini kaybetmek üzere. En azından benim için...

OLDUĞU GİBİ

İnsanları olduğu gibi görmeme hastalığı var bizde. Ya insanları gözümüzde çok büyütüyor, hemencecik küçüklük kompleksine kapılıyoruz. Ya da kibrimize yenik düşüp karşımızdakini küçümsüyoruz. Aslında biraz tanısak, birbirimizden çok farklı olmadığımızı göreceğiz. Hepimiz aynıyız desem...

BAHAR

Bugün Şubat’ın onuncu günü. Günlerdir hava kapalı ve yağmurlu. Sabah güneşle uyandık. Kırlara koşma isteği uyandıran bir güneş hem de. Yürürken ağaçlara bakıyorum bir yandan. Tomurcuklar açmak üzere. Bahardan mesaj var diyorum. Yoldayım, geliyorum der gibi. Bekleyeceğiz tabii ki. Hadi itiraf edelim: Baharı bekleyen kumrular gibiyiz çoğumuz. İlk cemre yakında havaya düşecek diyorlar. Düşsün hayırlısıyla. Bahar demek uyanış demek, yeniden diriliş demek. Ya da umut, heyecan… Peki, biz hazır mıyız bahara, yeniden dirilişe, uyanışa?

YENİDEN MEKTUP

Bundan 15-16 yıl evvel, yani İstanbul'a ilk geldiğim senelerde bazı arkadaşlara mektup tadında mailler yazardım. Tek tek değil, topluca yollardım. İstanbul'u, hayatı, yaptıklarımı onlarla paylaşırdım. Elbette bir mektup kadar olmasa da bana iyi geliyordu. İstiyordum ki, arkadaşlarımla bağım kopmasın, bu koca şehir beni yutmasındı. Arkadaşlardan pek cevap alamadığımdan olsa gerek bir süre sonra yazmaya son verdim. Geçenlerde ilginç bir şey oldu. "Mektup yazmayı, okumayı, beklemeyi özledim." diyen bir arkadaşla mektuplaşmaya karar verdik. Hatta ilki bendenizden olacak. Sizler bu yazıyı okuduğunuzda, -belki- yıllar sonra yazdığım ilk mektup yollarda olacak...

Kemal Kurak Arşivi